26 Aralık 2019 Perşembe

Sevgili Cin Ali



Sevgili Cin Ali'yle yıllar sonra tekrar görüştüm bu akşam.Aradan 30 yıl geçmiş.Biz yine buluştuk.Benim ilkokulda ilk okuduğum kitap serisiydi Cin Ali.Oğlum okurken ben de heyecanlandım yeniden.Bunu bende çocukken okumuştum dedim.Oğlum şaşırıp sende mi çocukken okudun anne dedi.Tüm seriyi inceleyip Cin Ali'nin atından başladık.Cin Ali çok komik görünüyor diyen oğlumla gülüştük.Yaş almanın keyifli zamanlarından biriydi Cin Ali ile buluşmak.Mutlaka Cin Ali sizinde hayatınıza girmiştir.Cin Ali hikayeniz var mı sizinde benim gibi.Sonraki yıllarda ilkokulda kütüphanecilik koluna seçilmiştim.Çok severek yapıyordum kol görevimi.Sanırım kitaplara derin bağlılığım o zamanlarda başladı.Sınıftaki öğretmen dolabındaki tüm kitapları okurdum.Ama yetmemeye başlamıştı bir süre sonra.Aklıma aileme kitap alın demek de gelmemiş hiç, nasıl ve ne zaman akıl ettim halen hatırlamıyorum şehir kütüphanesine üye oldum kendi kendime.Sanırım ilkokul son sınıfdaydım.Tek başıma gidip üye olmayı da kendim yaşamıştım.Kocaman bir şehir kütüphanesiydi ve çok fazla kitap vardı.Uzun uzun rafların arasında özenle kitaplar seçerdim.Kütüphaneye gidip gelip kitap alıp okuyup değiştirip kitaplarla meşgul olurdum.O zamanın çocukları bizler hayatta her işimizi kendimiz yapardık yada ben öyleydim bilemiyorum ki geçmiş zaman.Okumak alışkanlığa,zevke ve tutkuya dönüştü yıllar sonra.Günde 400 500 sayfa okuyor ve okumaktan usanmıyordum.Şimdi okumak benim için lükse dönüştü.İlkokul beşinci sınıfta komposizyon yarışmasında okuluma birincilik getirmiştim.Bana Dede Korkut hikaye kitabı armağan etmişlerdi ve tüm okul beni alkışlamışti.O an zihnimde hiç kaybolmadı. Komposizyon dersimiz vardı lisede de ama öğretmenimiz çok sertti ve çok mükemmelliyetçiydi.Karşısında titrerdik.Bir gün derse geldi ve bir önceki dersteki yaptığı komposizyon sınav sonuçlarını açıklayacağını söyledi.Biz sessizce bekliyoruz nefes alırken bile çok dikkatliydik arkadaşlarla.Bütün sınav sonuçlarını okudu.Benimkini okumadı.Bir kişi var ama o harika yazmış ve tam puan aldı dedi.Adımı söyleyip kara tahtanın önüne çağırdı.Bana övgü dolu sözler söyleyip komposizyonumu sınıfa okumamı istedi.Ben şaşkın ve mutlu okudum sınıfa.Ondan sonra o öğretmeni de yazmayı da çok sevdim.Öğretmenlerin güzel dokunuşları bana güzel izler bıraktı.Yazmak ile ilgili girişimler de bulunmaya o zamanlarda karar verdim.

Televizyon oyunları

Televizyon izleyen biri değilim.Fırsat bulursam eğer hayata dair filmleri izlemeyi tercih ederim hep.Haberler,diziler,yarışma programları v.b izlemeyi de hiç sevmem.Kişisel tercihim bu tabiiki.İzleyenlere de saygı duyuyorum ama bazen evde işe dalıpta televizyonu açıp unuttuğumda maruz kaldıklarım bana inanılmaz geliyor.Dünyada açlıktan ölen insanlar varken yemek beğenmeyen ilginç gurme özentili tiplerin yer aldığı yemek yarışmaları,karı koca yada gelin kayınvalidelerin yarışmalardaki saygısız ve çirkin görüntüleri,çarpık kişiliklerin yer aldığı kayıp programları,tarz ve konsept giyinmenin en önemli sorun olarak yansıtıldığı akıl almaz moda programları dönüp duruyor tv.de.Bu yarışmalardaki kavgalar,çok çirkin üslup ve beden hareketleri,birbirine saldıran insanlar inanılmaz kötü örnekler.Dizilerde halen fakir kız ve zengin oğlan konsepti olarak devam ederken dizilerdeki genç kızlara evlilik dışı çocuk sahip olmakla roller verilmeye devam ediliyor.Kabadayılar,kavgacılar,karanlık tipler ekranlarda.Erkekler hep karanlık tipler.Gerçek gibi yansıtılan yalanlar,olmayan ama olmuş gibi görüntülenler.Reyting için bize oynanan oyunlar.Çok ilginç sıradışı programlar var ve bunların çoğu da izlediğim reklamlarda gördüklerim.Çoğu programın içeriğini bile bilmiyorum.Sanki bize şaka yapıyorlar yada sabrımızı ölçmeye çalışıyorlar.Bizi kandırıyorlar yada zaten "bunu da izler bunlar"diyerek akıllarına her geleni bize sunuyorlar. Çizgi filmlerde de aşk,kavga,şiddet ögeleri oldukça fazla.Kaliteli yapımlarda var ama o kadar az ki.Ekranda kaliteli bir şeyler bulmakta çok zorlanıyoruz.Bu mudur yani.Bize sunulan izletilmek istenilenler.Bizim de kabul ettiklerimiz.Sonra gençlik nereye gidiyor,çocuklar niye böyle diye dövünüyoruz.Dikkatli izleyin izletin.Biz aslında tv sayesinde farkında olmadan neleri özümsüyor ve neleri normalleştirmeye başlamışız.Televizyon programları vahim durumda.Bize,kültürümüze,yaşayış şeklimize,geçmişten getirdiklerimize,geleceğe ait hiç bir şey yok.Dünya küreselleştikçe ekranlarda küreselleşti.Ama yanlışlar çok,doğrular neredeyse yok olmak üzere.
Sevil ATEŞ

BAZEN BİR TÜRKÜ DİNLERSİN

Bazen bir türkü dinlersin.Aniden apansız yakalanırsın bir yanık türkünün seslenişine.Bir türkü duyarsın,bir anda öylece dalıverirsin işte.Her yer puslanır aniden,derinlerde bir yerlere doğru gözlerin bulutlanır apansızca.Her şeyi unutursun o an mısralar da unutulmuş zamanlara doğru usul usul yol alırsın.Neler neler geçer gözünün önünden sessizce.Zaman da duruverir,etrafındakiler görünmez olur.Öyle bir yerlere gitmişsindir ki,mazi tutuverir elinden,sen de şaşkın bir halde tutarsın da tutamazsın mazinin elinden.
Bazen memleket,bazen bir sevda,bazen bir hayal,bazen bir kayıp,bazen geçen güzel günler pusların içinden çıkıp gelir karşına.Bazen bir türküde dertlenirsin.Türkülerdeki ağıtlarda,yanık yanık mısralarda cesurca ve içtenlikle dillendirirsin sen de ağıdını.Öylesine rahat ve müzik dilinde notalarla.Daldığın derinliklerdeki hissettiklerinin adı olur,sözü olur,türküsü olur dilinde.Utanmadan,çekinmeden bir türküye eşlik edersin içtenlikle,bir türkü söylersin sende tüm ruhunla.Bir türküyle boğazın düğümlenir.Bir ağırlık çöker omuzlarına.Anlam bulanların çokluğundan türküde buluverirsin kendini.Bazen bir türkü dillendirirsin.Gurbete,hayata,sevdaya,geçmişe seslenirsin.Geçmişten gelen bütün yaşanmışlıkların adı olur,şekli olur,lafı olur,sözü olur.Puslar kalkar bir anda,duygular düşünceler vücut bulur,türküne eşlik eder yanıbaşında.Bir başka diyarda gezinirsin,ruhun çoşar,yavaş yavaş bedeninle hüzünlü bir ritm tutarsın da türküyle bir olursun sonra.Belki de anılar rengiyle,kokusuyla,dokusuyla ruhunu ele geçirir.Yaşanmışlıkların ve özlenenlerin buruk tadını hissedersin fark etmeden.Bazen bir tebessüm olur yüzünde,bazen de bir hüzün.Bir türküyle ne çok duyguya sahip çıkarsın.Söyleyemediklerin,söylemek istediklerin bir türkü olur.Bazen bir türkü dinlersin işte.
Sevil ATEŞ



4 Kasım 2019 Pazartesi

Yazdıkların beni anlatıyor

Yazdıkların sanki beni anlatıyor yada yazdıklarını okurken benim için mi yazmışsın diyorsunuz ya;aslında hepimiz farklı hikayeleri yaşayan farklı renklerde hayata anlam katmaya çalışan hayatların yolcusuyuz.Hepimiz kadınız,çoğumuz anneyiz,kız kardeş ve bir yuvaya yada bir kalbe eşiz.Hepimiz hikayeleri benzer.Ben sadece yaşanılan her gerçekliği,her duyguyu dile getirmeye çalışan bir gözlemciyim sadece.Tüm doğallığı ile hayatı ve kadınlığı,anneliği sorgulayan,yaşanılan ve yaşanmaya devam eden olayları kelimelere dökmeye çalışan bir paylaşımcıyım.Konuşulan yada konuşulmak istenmeyen,hayata dair gerçeklikleri,yaşantılarımızı farklı gözlemlerimle duygulara dökmeye çalışanım.Anneliğimizin mukaddesliğini,hayata dair fedakarlıklarımızın isimlerini,hayattan beklediklerimizi,umutlarımızı,mutluluklarımızı yazmanın kıymetini bilenim.
Aramızda fısır fısır konuştuklarımızı,sohbetlerimizi,çevremizde olan bitenleri yada içimize atıp bir yerlere sürgün ettiklerimizi söylemeye cesareti olanım.Okuyan ve yazan kadınların toplumdaki farkındalık için önemini anlatmaya çalışan bir okur ve amatörce yazanım.Neyseki  anlatabildiğiğim ve anlayabildiğim yüreklerin sahibiyim ve yazdıklarımı okuyan ve değer veren gönüllere sahibim.
Hepinize teşekkür ederim.

19 Eylül 2019 Perşembe

SEVGİ SEVENLE İLGİLİ..

Seni seviyorsam kendim için ve kendime göre seviyorum. Seni severken,sevebilmenin keyfini yaşamayı seviyorum belki.Sevebilmek bence daha büyük bir beceri.Ben sevebilmeyi seviyorum.Çünkü sevmek,sevebilmek benimle ilgili.Sevmeyi şu an seninle seviyorum ve bu benim tercihim.Ama istersem eğer sevmeyi senden alabilirim.Daha fazla sevilecek başka değerlerim olunca senin sevebilmenin keyfinden vazgeçip,başka sevgilerimle de sevmeye devam edebilirim.Bu farklı sevgiler belki de daha kutsal,daha candan,daha canan olabilir.
Fark ettinmi bilmem ama sevmenin kontrolü bende ve düzenli kontrollerde sevginin dozunu ayarlayan da benim.Sen benim sevgimle,ben istediğim için seviliyorsun.Sevgime bu kadar fazla değer yüklemen beni mutlu ediyor.Ama seven benim,sevilen de sensin.Sevilebilmeni sağlayan da benim.Sevilen olmak başka birinin sevmesini gerektirir bilmez misin?Ben istersem sen sevilen olamazsın ki.Sevilmenin kıymetini bil
isterim.
Bir de sırrım var,seni ne kadar çok sevsem de,insan doğası ben kendimi de çok sevdim.Bunu hiç fark etmedin belki ama ben kendimi bildim bileli,en çok kendimi sevdim.Sen hayatımda sevdiğim,sevmeyi istediklerimin içinde yer aldın sadece.Kendime olan sevgimden,senden bile kolayca vaz geçebilirim.Sen benim için benden önemli olamazsın.Sevgi arsızı olma.Sevilmenin değerini bil.
Hayatımızdaki bütün sevgi arsızlarına gelsin bu yazı.Sevmek,sevebilmek çok güzel ama kontrol yine de sizde olsun.Sevmek sevenle ilgilidir.

Sevil ATEŞ

15 Eylül 2019 Pazar

BİR KÖY OKULU HAYAL EDİYORUM

Bir köy okulu hayal ediyorum.Küçücük,doğayla iç içe,yemyeşil ağaçlarla çevrili,sevimli mi sevimli,önünde çeşmesi olan,bahçesinde bir kaç oturak,tertemiz bir köy okulu hayal ediyorum.O köy okulunda öğretmen olduğumu hayal ediyorum.Öğrencilerin bilgisayar,tablet,telefonla büyümediği,hazır gıdalarla vücut kimyalarının bozulmadığı,dünyanın kendilerinin için var olmadığını,sadece dünyada var olan varlıklardan biri olduklarını bilen çocukların olduğu bir köy okulu hayal ediyorum.Yanakları al al,meraklı gözlerle öğretmenine sevgiyle bakan,eğitime öğretime hasret kalmış,utangaç ama mutlu köy çocukları olsun istiyorum.Okula yürüyerek gelen,çantalarında ekmeklerine peynir sarılmış beslenmeleri olan,köy çeşmelerinden su içen,çocukluğunu özgürce yaşayan çocuklar olsun istiyorum.Her şeyden çabucak sıkılmayan,sürekli eğlence aramayan,dinleyebilen,anlayabilen,öğrenmeye hevesli,gayretli çocuklar olsun istiyorum.Bir köy okulu hayal ediyorum,öğretmenine sonsuz saygı duyan,çocuklarına köle olmayan,sürekli çocukların psikolojini düşünmeden hayatlarını da sürdürebilen anne ve babaların veli olduğu bir köy okulu hayal ediyorum.Öğretmenini koşulsuz seven,kır çiçekleri götüren,şekere çikolataya,oyuncağa doymamış doyamamış çocukların olduğu bir köy okulu hayal ediyorum.Pohpohlanmadan,şımartılmadan,nerede nasıl davranması gerektiği öğretilmiş,kuralları hemen anlayan ve uygulayabilen,bencilliği öğrenmemiş köy çocuklarının olduğu bir köy okulu hayal ediyorum.Öğretmenlerin yarışmadığı,bir numara ben olmalıyım egosunu taşımadığı,dostluğun ve arkadaşlığın yaşandığı,öğrenciler ve okul için beraber hareket ettikleri bir köy okulu hayal ediyorum.Okul idaresinin her sınıfla eşit derecede ilgilendiği,eğitime eğitimciye değer verdiği,velilerin okulun yanında olabildikleri kadar destek olduğu,öğrencilerin içinde mutlu olduğu,öğretmenin bıkmadan usanmadan mesleğini yapabileceği bir köy okulu hayal ediyorum.Bir köy okulu hayal ediyorum.O köydeki okulda öğretmen olduğumu hayal ediyorum. Sevil ATEŞ



13 Eylül 2019 Cuma

DÖRTTE BİR SİLGİ

Kadın her zaman alışverişe gittiği kırtasiyeye yine gitmişti.Çocuklarının okul alışverişini hiç ihmal etmiyor gereken her şeyi alıyor,kredi kartını çıkarıp ödemesini yaptıktan sonra evine dönüyordu.O gün yine kırtasiyeye gitti,kırtasiye kalabalıktı.Sonra yine uğrayabilirim diye düşünüp tam çıkacakken bir kız çocuğunun konuşmalarını duydu,duydukları karşısında şaşkın donakaldı olduğu yerde.Kırtasiyede satış yapan sevimli kızın yanında iki çocuklu bir anne vardı.Anne çaresiz ve endişeli çocuklarına bakıyor abla olan kız çocuğu erkek kardeşine, arkadaşım sana evdeki eski kuruboyalarını getirecek onları kullanabilirsin,o yüzden kuruboya almayalım diyordu.Küçük olan erkek çocuğu başıyla tamam dedi ablasına.Ellerinde iki çocuğa ait okul ihtiyaç listesi ve gözlerinde çaresizlik olan bir aileydi onlar.Satıcı sevimli kız şaşkın ne yapacağını bilmeden onlarla ilgilenmeye çalışıyor ama yüzündeki ifadesi oldukça üzgün görünüyordu.Bu durumu izleyen ve anlamaya çalışan diğer kadın kalakalmıştı yerinde.O sırada silgi de almayalım dedi erkek çocuğu,elindeki eski ve dörtte biri kalmış silgiyi göstererek.Silgim de var dedi.Durumu seyreden,ne olup bittiğini anlayan,ağlamaklı olan kadın,satıcı kızı işaretle yanına çağırdı.Satıcı kız her zaman alışverişe gelen bu kadını çok severdi,yavaşca yanına gitti diğer müşterilerinden müsaade isteyerek.Kadın satıcı kıza hemen aklındaki soruyu sordu.Bu aile bu alısverişi karşılamayabilir,bana öyle görünüyor,ben öyle anladım dedi kelimeler boğazına düğümlenerek.Ben onlara yardımcı olmak istiyorum dedi.Bir dakika dedi satıcı kız,çocukları ile bekleyen anneye sordu.Bu yanınızdaki bey neden geldi?Anne cevap verdi,ben köyden geldim,ona kitapçı sordum o getirdi bizi buraya dedi.Sonra yine diğer kadının yanına gidip yanlarında bir bey vardı,hesabı o mu ödeyecek diye sordum ama o sadece adres göstermek için gelmiş dedi.Tamam sorun değil ben ödemek istiyorum dedi yine kadın.Satıcı kız şaşkın önce anneye soralım mı dedi?Kadın tamam dedi.Satıcı kız anneyi çağırdı.Kadın kenarda bekliyordu,anneye gülümsedi,sessizce,merhaba dedi,çocuklarının okul alışverişini ben ödeyebilir miyim?Karşısındaki anneyi üzmemek için başka nasıl soracağını bilemedi.Her şey çok hızlı olmuştu.Anne olur dedi kadına,zaten bizim durumumuz kısık alamayacaktım çoğunu.Tamam dedi kadın.Siz alışverişini yapın rahatça.Ben halledeceğim ödemeyi.Satıcı kızın yüzüne bir mutluluk geldi duyduklarından sonra.Kadın kırtasiyede beklemek istemedi.Rahatça alışverişlerini yapsınlar diye anne ve çocukları yalnız bırakmak istiyordu çünkü.Satıcı kıza eğilip ben şimdi gidiyorum bir saat sonra gelip ödemeyi yapacağım siz şimdi alışverişi halledin dedi.Kız tamam dedi ve kadın kırtasiyeden çıktı.Kadın sarsılmıştı,bir taraftan da mutluydu.Eğer dedi ben bugün onlara tesadüfen rastlamasaydım o iki çocuk nasıl alacaklardı ihtiyaçlarını.Allaha şükretti bu fırsatı kendisine verdiği için.Kendi çocuklarını düşündü,onların eskimiş ve dörtte biri kalmış bir silgiyi bu senede kullanabilirim demek zorunda kalmadığını düşündü.Gözleri doldu,o anneyi düşündü.Çaresiz bakışının altındaki yokluğu düşündü.Hayat adil değildi.Bütün çocuklar mutlu olmalıydı.Rabbine tekrar dua etti,fark edilmesi gerekenleri fark edebilecek gözlere göster dedi yine içinden.Aradan bir saat geçti kadın kırtasiyeye döndü.Satıcı kıza gülümseyerek ödemeyi yapmak için geldim dedi.Kredi kartını çıkardı.Satıcı kız olan biteni kırtasiyenin sahibine anlatmıştı zaten,o da bizimde bir katkımız olsun diyerek karını almadan malzemelerin hesabı çıkarmışlardı.Kadın gülümsedi,iyiliğime ortak mı oluyorsunuz yani,dedi.Evet dedi satıcı kız,kredini kartını aldı kadının ve ödemenin kalanını posttan çekiverdi.Satıcı kız kadına mutlu ve müteşekkir bakarak konuşmaya başladı.Ben o aile için çok üzülmüştüm,ellerinde bir defter vardı yazacak doğru düzgün sayfası yoktu yinede yenisini almayalım idare edelim diyordu çocuklar.Eğer siz gelmeseydiniz ben bir şekilde ödeyecektim.Bu yaptığınız için teşekkür ederim dedi kadına.Kadın gülümsedi bende rabbime teşekkür ettim onları benim karşıma çıkardığı için.Vedalaşıp kırtasiyeden ayrıldı.Bugün ne güzel bir gün dedi,iki çocuk mutlu olmuştu.Bunu düşününce yüzüne bir tebessüm yayıldı,kendini iyi hissediyordu.Gerçek bir hikayedir.
Sevil ATEŞ




30 Ağustos 2019 Cuma

EĞİTİMDE VELİ DESTEĞİ





  Eğitimin en büyük destekçisi velilerdir. Eğitime destek veren velilerin en büyük kazanımı çocuklarıdır.Çocukların ev ve ebeveyn hikayeleri geleceklerini belirler.Çocuklarımız çoğunlukla bize benzerler.Biz kabul etsek de etmesekte bizim gibi konuşur,hayata bakış açısı geliştirir,anne babalarını rol model alırlar.Çocukların evde yaşadıkları da,okul hayatına ve okuldaki durumlarına muhakkak yansımaktadır. Bu yüzden evdeki koşullar çocuğun yaş ve gelişim düzeyine uygun olmalı,sağlıklı gelişimi desteklenmelidir .
       Çocuklar doğru beslenme ve uyku düzenine sahip olmalı,duygusal ve duyusal ihtiyaçları karşılanmalı, ilgi ve destek görmeli,ait olma,güven,sevgi duygusunu yaşamalıdır.Bunlar çocuklar için önemli rutinlerdir.
Tabii ki hayatlarımızın akışında zaman zaman kaçınılmaz değişiklikler,farklılıklar  yaşıyoruz.Yetişkin olarak bu durumlardan çocukların en az etki ile etkilenmesini sağlamalı,onların duygusal ve sosyal açıdan zarar görmemesi için gayret içinde olmalıyız.
        Çocuğumuzu yeterince tanımaya özen göstermeli, birey olarak onu doğru yaklaşımlarla yönlendirmeli, yaşamında değişen durumlarda ona destek olmalı,iç dünyasına hitap etmeli,evde çocuğumuza uygun koşulları sağlamalıyız.Okul döneminde çocuğun her sıkıntısında, başarısızlığında,uyum problemlerin de ebeveyn olarak çocuğa sunduğumuz ortamlardaki değişikliklerden onların nasıl etkilendiğini de tespit etmeli,rutinin dışına çıktığımızda öğretmeni ile iletişime girmeli ve yardım almalıyız.
       Çocuklar evdeki en küçük değişiklikten bile etkilenerek farklılaşabilir.Çocuklarda gözlemlenen değişen durumlardan kaynaklanan farklılıkları öğretmenleri hemen fark etmektedirler.Öğretmenler bu durumlarda bazen veliye ulaşıp,çocuklara yardımcı olabilmektedir.Bazen de iletişime kapalı olan,veliye ulaşamamakta ve iletişim kurmakta zorlanmaktadır.İletişime kapalı veliler çoğunlukla bu durumu kabul etmeyip okulu ve öğretmeni suçlayarak inkar yada kabul etmeme davranışlarını sergilemektedirler.Yada mükemmeliyetçilik duygusu ile yanlış bir bakış açısına sahip,yanlış değerlendirmeler yapabilirler.
Bu durumda en büyük zarar gören yine çocuklar olmaktadırlar.Bu ebeveynlerin çocukları da durumları yanlış değerlendirip,sorunlarını ifade etmekte,doğru tepkiler verebilmekte zorlanmaktadırlar.
Çocuklarımız için veli olarak okul ve öğretmenle iletişimde güçlü olmalıyız.Çocuğumuza evde yada okulda gerçekçi bir bakış açısı ile destek olmalıyız.

Sevil  ATEŞ

19 Ağustos 2019 Pazartesi

Ebeveyn -çocuk sohbet saati

Çocukları büyütürken onlarla konuşma saatlerimiz olmalı.Rutin yaşanan her gün de, çocuklarla sohbet ettiğimiz özel bir zaman seçmeliyiz.Bunu çocuklar küçük yaşlarda iken bir rutine dönüştürebilirsek ebeveyn çocuk ilişkisi paylaşıma dönüşür.Örneğin uykuya geçmeden önce.Karşılıklı o günümüzü paylaştığımız özel bir sohbetimiz olabilir.Böylece konuşan anne-baba ve çocuk ortamı oluşturabiliriz.Çocuk büyüdükçe de bu alışkanlığa dönüşmüş olur.Çocuklarımızın hayatına dışarıdan bakmak yerine onları dinleyerek ,yorumlayarak,anlayarak ve hissettirmeden verdiğimiz küçük mesajlarla hayatlarına dahil olabiliriz.Biz de muhakkak kendi yaşadıklarımızı,duygularımızı onlarla paylaşmalıyız.Konuşmanın,sohbet etmenin,duyguları paylaşmanın keyfini yaşamalıyız.Onlardan tavsiye istemeliyiz.Onlara verici olmalıyız ki onlarda bize verici olsunlar. Bunu yapan bir ebeveynin tavsiyesi olarak yazıyorum sizlere bu deneyimimi.
Sevil ATEŞ

Çocukların aklını karıştıran detaylar


Çocukların aklını karıştıran ve değerleri olmayan nesiller olarak yetişmesine neden olan  detaylara biz ebeveynler dikkat etmeliyiz.Masallar ve hikayeler özellikle prens ve prensesli masallar.Çocuklarımızın  prenses,prens,saray,balo ve sihirlerin olduğu masallarda kaybolmalarına izin vermeyelim.Bize bizi anlatan değerlerimiz olan,hayata dair,amaca dair,insanlığa ve iyiliğe dair yayınları okuyalım çocuklarımıza.Hayat masallarda olduğu gibi değil çünkü.Biz böyle değiliz.Yaşadığımız hayat da bu değil.
Televizyonlarda çizgi filmlerde ve sinema filmlerinde bile aklı karışan çocuklarımıza yardım edelim.Doğru tercihler için küçük yaşlarda doğru yönlendirmeler yapalım.Tabletle ve bilgisayarla çocukların robotlaşmasına ve teknoloji ile gerçek dünya arasına sıkışmasına izin vermeyelim.Her çocuk değerlidir.Her anne baba, dünyaya getirdiği  çocuğundan sorumludur.Bizler çocuklarımızı yetiştirirken dikkatli ve özenli,tedbirli olmak zorundayız.
Sevil ATEŞ

Çay deyip geçmeyin .Ona da hakkını vermek gerek.

Çay deyip geçmeyin .Ona da hakkını vermek gerek.Bir bardak çay insana neler katıyor,neler.Bir bardak çay nelere ortak olmaz ki bizimle.Belki çok yorgunuzdur, yorgunluğumuzu paylaşırız çayımızla.Belki çok motivetiyizdir ve bir elimizde çayımız bir elimizde işimizle meşgulken,çayımızı işimize ortak ederiz.Çay deyip geçmeyin,çayı içmeden güne başlayamaz bazılarımız.Bir yudum çaydan sonra başlayan bir bardak çay içmenin verdiği uyanış ile günümüze ortak ederiz çayımızı.Belki çok hüzünlüyüzdür,derdimize ortak olur çayımız.Gözlerimiz dalmış uzaklara,hüzne kapılmışken yudum yudum çayımızla hüznümüzü de içeriz,içten içe.Hatta bazen çayımıza gözyaşlarımızı ekler de içeriz.Hem ağlar,hem çayımızı içeriz.Çay belki de derdimize ortaktır.Mutluyken pek aklımıza ,gelmez çayımız sanki.Misafirimiz de seviyorsa eğer çayımız yine çıkar sahneye.Bu sefer ikram olarak gelir çayımız.Hem içeriz,hem sohbet ederiz.Sohbetimize eşlik eder çayımız.Yada yemekten sonra çayımızı her akşam rutin olarak içeriz.Her açıdan rahatlamamızı sağladığını düşündüğümüz çayımız evimizde rutinimiz olarak çıkar karşımıza.Çay severler anlar beni.Çay deyip geçmeyin.Ona da hakkını vermek gerek.
Sevil ATEŞ

Ergenlik ve çocukluk ortasındaki çocuklarımız

Ergenlikle çocukluk ortasında olan çocuklarımız.Ebeveyn olarak sorgulanmayacak ,karmakarışık bir geçişteler.Bu yaşlarda onlarla kuracağımız arkadaş ama anne-baba ilişkimiz çok önemli.Hepsi bir teknoloji bağımlısı.Ev kuşu yada arkadaşın yanında mutlu.Bu yüzden onların kendi bakış açılarına göre takip ettiklerini bizde takip etmeliyiz.Onların dinlediği şarkıları onlarla dinlemeli,onların takip ettiği youtube kanallarını bizde takip etmeliyiz.Sosyal medya adreslerine kolayca ulaşabilmeliyiz.Ve eleştirmeden onları doğrulara yönlendirmeliyiz.Aa bu şarkı çok eğlenceli ama duygu yok,hissettirdiği yok.Yinede eğlenceli.Dinlediğin şarkıyı hissetmek de istemez miydin?diyebilmeliyiz çocuklarımıza.Bu oyunlar yanında seni geliştirebilecek bir oyunu da denemek ister miydin?diyerek teklif sunmalıyız.Makyaj yapmak şimdi sana seni daha güzel gösterir ama genç bir bayan olduğunda cildin bozulabilir ve hep makyajla kusurlarını kapatmaya çalışmak seni üzmez mi?diyerek sorgulama yapmalarını sağlamalıyız.Hayatın gerçeklerini anlatmalı,kendi geçirdiğimiz evreleri onlara bir hikaye anlatır gibi anlatmayı unutmamalıyız.Geçirdikleri değişimleri kabul ettiğimizi,hoşgörü ile karşılayabileceğimizi hissettirmeliyiz.Ama sınırların olduğunu onlarla kuracağımız iletişimle kabul ettirebiliriz.Eleştirmek,akıl vermeķ,ben senin yaşındayken diye başlayan konuşmaları bırakmalıyız.Her şeyin var daha ne istiyorsun demekte anlamsız.Çünkü çocuklar hep bizim onlara sağladığımız ortamı yaşadılar.Onlar bizim hayatımızı yaşamadılar ve elindekilerinin kıymetini bilemeyecekler belki bir süre.Onları anlamak için kendimizi geliştirmeliyiz.Gerektiğinde de durmaları gereken yerde olduklarını kabul ettirmeliyiz.Zaten onların dünyasına gerçekten girmeyi başarabilirsek ,bizim otoritemizi orada da kabul edeceklerdir.Emir cümleleri ve yükses ses tonuda onlarda bir direnişe neden olacaktır.Çocuk yetiştirmek bir sanattır evet.Unutmayın onlar bizim eserimiz olacak.
Sevil ATEŞ

Çocuklara hayırı öğretmek

Çocuklara hayırı öğretmek,bebekken başlanılması gereken bir süreçtir.Dokuz aylıkken başlar.Evet dokuz aylık bir bebek hayırı anlamaya başlamıştır.Bebeğiniz ağladığında sizin koşa koşa geleceğinizi öğrenmiştir.Onun ihtiyaçlarını karşılayıp,ilgi ve sevgiyi de,verdikten sonra daha fazlasını istiyorsa bu da sizi zora sokuyorsa ona bir hayır demelisiniz.Hayır dedikten sonra da kararlı olmalısınız.Çocuk büyüdükçe ve sınırları zorlamaya başladıkça kararlı bir hayır ona olumlu yansıyacaktır.Küçük yaşlar daki,olumlu ve dengeli anne-baba tutumları çocuğun kişilik gelişimi için çok önemlidir.Daha sonra çocuğa yeni başladığı hayatında, gerektiği durumlarda hayır demeyi öğretmek gerekir.Hayır demek;onu üzen ve içinde olmak istemediği durumlarda bir kurtarıcı olacaktır.Arkadaş ilişkilerinde,hayır demeyi bilmesi çok önemlidir.Akran zorbalığı,yanlış arkadaş tutumları ve alışkanlıkları,arkadaşlarının zarar verici macera arayışlarına ortak olmaması için hayırla kendini korumayı öğrenmelidir çocuk.Arkadaşının bu davranışı doğru değil,ya da bu sözleri incitici,
tehlikeli,haksız v.b.söylemlerimizle çocuğumuzla eleştirmeden ve yol gösterici bir şekilde konuşmalıyız.Arkadaşlarının yanlışlarına ortak olmaması hatta engelleyici olması için hayır kelimesini ifade edebileceğini öğretmeliyiz.Gücüyle,kötü tutumlarla,korkutarak,dalga geçerek,kendi egosunu tatmin etmeye çalışan akranlarına hayır demeyi ve hayran olmaması gerektiğini   anlatmalıyız.Sorgulayıcı olması için ona bir bakış açısı kazandırmalıyız.Bunun içinde çocuklarımızla yakın ilişkiler içinde olmamız,onlarla hayata dair her şeyi paylaşmamız gerekmektedir.Yoksa kaybımız çocuğumuz olabilir.Bunların dışında yetişkinlere de hayır diyebilmeyi öğretmeliyiz.Buna da küçük yaşlarda başlamalıyız.Herkese güvenilmeyeceğini anlatmaya devam etmeliyiz.
Çocuklarımızı yalnız bırakmamalı,ihmal etmemeliyiz.Bazen hissettirerek,bazen hissettirmeden sürekli takip etmeliyiz.Güvenlik kurallarını öğretmeliyiz.Çocuk boşverilemeyecek kadar kıymetli,her boşverişimiz çocuğumuz için bir bedel olur.Çocuklarımızın hayatında olmaya önem vermeliyiz.Çocuklarımız bizim her şeyimiz.
Sevil ATEŞ

İyi öğretmen arayan ebeveynler

Evet,okullar açılıyor ve anne babalar iyi öğretmen peşinde.En iyi öğretmen hangisi?Bu iyi olma hali de veliye ve çocuğa göre değişen beklentilerle birlikte de farklılaşıyor.Bazı anne babalar hırslı,bazıları sakin,bazıları sevecen,bazıları otoriter,bazıları tatlı-sert öğretmen özelliklerini sıralıyor tercihlerinde.Oysa ki,bir düşünün bakalım seçtiğiniz öğretmenlerinde veli profili seçme şansı olsaydı siz o profildeki özelliklere sahip olmak için kişisel özelliklerinizi değiştirebilir miydiniz?.Anne baba olarak haklı olduğunuz noktalar var.Bir öğretmen okulunu ve öğrencisini seven,
öğretmek için elinden gelen gayreti gösteren özelliklere sahip olmalıdır.Zaten öğretmenin belirlenmiş bir programı,yükümlü olduğu öğretme etkinlikleri var.Eğitim ve öğretim içinde kendi öğretme tarzıyla öğretmenliğini yapmaktadır.Okullara kayıt esnasında okula en yakın olduğunuz sınırlara göre okullara kayıt için başvurabilirsiniz.Bazen bir seçim hakkınız olabilir,bazen de olmayabilir.Öğretmen araştırmak süreci ile endişelenmek yerine okula hayatında nasıl iyi bir veli olabilirim,diye daha farklı bir açıdan okul hayatına başlangıç yapmak size daha iyi gelmez miydi.Çocuğu okul hayatı ile ilgili endişelerinizle meşgul olmak yerine,bu yeni döneme ben nasıl başlayabilirim,anne baba olarak hem çocuğum için hem de kendim için neleri yapmaya başlamalıyım, diye farklı bir açıdan bakmak sizi daha olumlu motive edecektir.Çocukları okula yeni başlayan ebeveynlerin; okul ve öğretmenle düzenli,olumlu,süreklilik gösteren,bir ilişki içerisinde olması ve bunu en baştan yapmaya çalışması çok önemlidir.Çocuğun eğitimine katkı sağlamak,okul hayatını takip etmek,okul ve öğretmenle iyi ilişkiler kurmak çocuğun okul başarısını önemli ve olumlu bir katkı sağlar.
Öğretmenle iyi bir ilişki kurmaya çalışmak da anne-baba için önemlidir.Öğretmene güvenmek,iyi iletişim kurmak,saygılı ve dürüst olmak,öğretmeni dinlemek,sorumluluk sahibi veli olmak iyi bir okul hayatı için çok önemlidir.Öğretmenin hedef ve beklentilerini öğrenebilirsiniz,tabii ki anne baba olarak buna hakkınız var.Ama öğretmeninde çocuğun okul hayatı ile ilgili veli olarak hangi hedef ve beklentiler içinde olacağınızı bilmesi gerekir.Yani hedef ve beklentiler sadece okulla ve öğretmenle değil,evde de anne baba da olması gereken temellerdendir.Veli olarak biraz rahatlamalı,öğretmeni tanıma ve kendini tanıtabilmeye yoğunlaşmalısınız.Okulun ilk günlerinde de öğretmenin sınıftaki bütün öğrenci ve velileri tanımaya çalıştığını unutmamalı ve sabırlı olmalısınız.Günler geçtikçe öğretmenle daha yakın ilişkiler içinde olacak ve iletişim de daha rahat  ilerleyeceksiniz.
Sizin çocuğunuz özel,öğretmenlerin bütün öğrencileri özel.Daha en baştan çocuğunuza özel ilgi beklentileri de ortaya koymamalısınız.Bu da oldukça yanlış bir tutum.Çocuğunuza okulda nasıl davranması gerekiyor,toplulukta uyulması gereken kurallar nedir,öz bakım becerilerini nasıl geliştirebilirsiniz,arkadaş ilişkilerinde nasıl davranışlara sahip olmalıdır,kendini doğru şekilde nasıl ifade etmelidir?bugünlerde bu öğrenmeleri de sağlamaya çalışmalısınız. Yapılan araştırmalara göre,çocuğunuzun okulu ve öğretmeni ile okulun başladığı günlerden itibaren kurduğunuz olumlu ilişkiler çocuğunuzun okul hayatında başarılı olmasını sağlar.Çocuklar için hayatı kolaylaştırmaya çalıştıkça,hem kendinize hem de onlara daha çok zarar verirsiniz.Çocuğunuzun yanında,ilgili ve sevgi dolu,destek veren anne -babalar olmak onlar için sürekli endişeler taşımaktan daha kolay ve güzel olur  değil mi?
Sevil ATEŞ

Aman,çocuğumun psikolojisi bozulmasın...


Yeni nesil anne babalar,çocuğumun psikolojisi bozulmasın düşüncesinin etrafında dönüp durdukça ya özgüveni eksik yada özgüveni gereksiz derecede fazla çocukları topluma bir birey olarak kazandırıyorlar.Çocuklar dünyayı keşfederek,araştırarak,sorgulayarak büyüyecekler.Çocuklarımız hayatı anlamaya çalışırken bizler onlara yol gösterici olarak yanlarında olmalıyız.Onların hayatı öğrenmeleri için,kişilik gelişimine doğru destekler verebilmeliyiz.Fazla koruyucu yada çocuklara köle anne babalar olmamalı,taşıdığımız endişe ve korkularımızı onlara yansıtmamalıyız.Çocuğum üzülmesin düşüncesiyle,çocuğu aşırı korumak yada bütün isteklerine boyun eğmek çocuğun kişilik gelişimine zarar verir.Çok sık duyar olduk değil mi?Aman,çocuğumun psikoloji bozulmasın.Bu söz çok moda.Çağımız ebeveynleri bu sözün içeriğini tam olarak ölçüp tartmadan kullanıyor.Çocuğumun psikolojisi bozulmasın diye diye kişiliği zayıf çocuklar yetiştiriyoruz.Çocuklar paha biçilemez ebeveynleri için.Öyle de olmalı zaten.Ama çocuğumuz büyüyecek ve bizim kanatlarımızdan ayrılıp kendi başlarına uçmaya çalışacaklar.Onları hayata hazırlamalıyız.Çocuğumun psikolojisi bozuluyor demeden önce de iyi düşünmeliyiz. Çocuğumuzun karakterine nasıl zarar veriyoruz.Çocuğun hayatındaki her yerde;onu korumak adına ev,okul ve diğer yaşam alanlarında fazla müdahaleci olmak çocuğun bu durumdan olumsuz etkilenmesine neden olur.Ebeveyn olarak çocuklara kendini nasıl koruyabileceğini ve hayattaki zorluklarla nasıl baş edebileceğini öğretmeliyiz.Çocuğumuzu sürekli takip etmeli,tehlikelerden korumaya çalışmalıyız.Bunun yanısıra büyürken doğru adımlarla ilerlemesini sağlamalı ve onu hayata doğru yönlendirmelerle adapte etmeliyiz. Çocukları tüm yaşam boyu psikolojileri bozulacak düşüncesiyle koruyamayacağız zaten.Okulda,arkadaş ilişkilerinde ve bizim olamadığımız bazı ortamlarda da kendi ayakları üzerinde durabilen,doğru kararlar verebilen bireyler olarak var olmaları için çocuklarımıza eğitim vermeli,karakterlerini zenginleştirmeliyiz.Çocuk eğitimi ailede başlar. Ebeveyn olarak doğru algılarla sunmalıyız bunu çocuklarımıza.
Sevil ATEŞ

Öğretmenimin de psikolojisi bozulmasın.

Okulların açılmasıyla öğrenciler öğretmenlerine ve okullarına kavuştular. Veli olarak çocuğumuzun psikolojisine verdiğimiz önemi öğretmenimizin psikolojisine vermeyi de unutmayalım.
Öğretmenimizle öncelikle saygıya dayanan bir iletişim kurmamız gerekmektedir.Öğretmenimizi anlamak yada tanımak için olumlu bir bakış açısına sahip olmalıyız.Biz bir çocuktan sorumlu iken öğretmenimiz sınıftaki bütün çocuklardan sorumludur.Ona çocuğumuzu ve ebeveyn olarak kendimizi anlatırken gerçekçi olmalıyız.Yanlış bilgiler zamanla ortaya çıkacaktır zaten.Bunu unutmamalıyız.
Öğretmenler için her çocuk özeldir,keşfedilmeyi ve geliştirilmeyi bekliyordur.Her öğretmenin tarzı,
kişiliği ve bakış açısı farklıdır.Başka bir öğretmenle kendi öğretmenimizi kıyaslamamalıyız.
Düşünün,öğretmen sizi veli olarak başka velilerle kıyaslasaydı acaba ne hissedersiniz.Hiç hoş olmazdı değil mi?Bazı velilerle eğitim öğretimin çok uzağında olan konuşmalar yada kulisler yaparak ve de çeşitli veli gruplarında sınırları aşan yorumlardan uzak kalmaya çalışarak;bizde veli olarak saygınlığımızı tehlikeye düşürmemeye gayret göstermeliyiz.Dikkatli ve ölçülü olmalı,bu veli iletişim gruplarını amacına uygun kullanmaya özen göstermeliyiz.Veli olarak,okul aile işbirliğinde üzerimize düşeni elimizden geldiğince yapmaya çalışmalıyız.Çocuğumuzu okula temiz,mutlu,okul ihtiyaçları eksiksiz (su,beslenme,kalem,silgi,ders kitapları,defter,ders araç ve gereçleri v.b) olarak karşılanmış şekilde göndermeliyiz.Sınıfta gerçekleşen ve çözülmesi gereken olayları veli olarak çözmeye kalkışmak yerine öğretmenle iletişime geçip sınıf ortamında çözülmesine fırsat vermeli,müdahaleci olmamalıyız.Çocuğumuzu özel ilgi beklememeliyiz.Aşırı ilgili ve bunaltıcı yada aşırı ilgisiz veli olmak değil bize düşen veli profilimizde.Gerektiği kadar olan olmalıdır.Çocuklar velilerin egolarına göre yönlendirdiği minik öğrencilere dönüşmemelidir.En başarılı,en sosyal,en aktif,en,en,en benim çocuğum olsun beklentilerimizle öğretmenleri yönlendirmeye çalışmaktan kaçınmalıyız.Dünya bizim çocuğumuzun etrafında dönmüyor zaten.Bırakın da özelliklerine göre öğretmenimiz,çocuklarımızı uygun şekilde geliştirsin.Doğru bir iletişimle çocuğumuzu daha iyi tanıyabilmesi için gerekli bilgileri paylaşmalıyız sadece.Öğretmenle iyi bir iletişim kurarak onu anlamaya ve kendimizi anlatmaya çalışarak daha doğru bir ilerleme sağlayabiliriz.Öğretmeniniz sakin,hareketli,konuşkan,ilgili,
otoriter,tatlı sert,kuralcı gibi bazı özelliklere sahip olabilir.Herkesin kişisel özellikleri farklıdır.Sizinde özelliklerinizin diğer insanlardan farklı olduğu gibi.Öncelikle bunu kabul etmeliyiz.Nasıl bakarsanız öyle görürsünüz.Öğretmenime saygı duyuyorum ve veli olarak sadece gereken neyse onu yapmaya hazırım,diyebilmeliyiz.Siz olumlu bakmalısınız ki,çocuklarınızda okula,öğretmene olumlu bakmayı öğrenebilsinler.Siz saygı duyun ve öğretmeninizi olduğu gibi kabul edin ki çocuklarınızda kabul etmeyi sizden öğrenebilsinler.Öğretmenin ne giyim tarzı,ne özel hayatı,ne de hayat felsefesi velinin ilgilendiği konuların başında olmamalıdır.Öğretmenler  fedakardır,sizin bildiğiniz ve bilmediğiniz pek çok katkıları vardır çocuğunuzun üzerinde.Okulda bazen anne yada baba bile olur öğrencilerine gerektiği kadar.Ama öğretmen olarak öğretmek başlıca görevidir. Eğitiyorsa ve öğretiyorsa veli olarak destek olmak düşer herkese.Öğretmenlerin de psikolojileri bozulmasın dimi ama?
                                                                                                                                         Sevil ATEŞ

Ben yaşamadım çocuğum yaşasın,derken biraz düşünelim mi?

Ben yaşamadım,çocuğum yaşasın düşüncesine sahip anne yada babalar olarak hiç düşündünüz mü?Acaba doğru mu düşünüyorsunuz ?Bu düşünce ile,çocuğunuzu eğitirken onun kişilik gelişimine belki de zarar veriyorsunuz farkında bile olmadan. Çocukların bitmeyen isteklerine hep evet demek midir doğru olan.Ben yemedim o yesin,ben giymedim o giysin,ben o mesleğe sahip olamadım o olsun,ben yaşamadım o yaşasın.Bu oldukça yanlış bir tutumdur, anne baba için.Çocuğumun içinde kalmasın,eksiği olmasın diye diye acaba çocuğu hayata doğru hazırlıyor muyuz? Tabiki hayır.Çocuklarımıza her şeyi gerektiği kadar vermeyi bilelim ki oda istemesi gerekenleri ve ne kadar isteyebileceğini  daha iyi öğrenebilsin. Çocuklara sınırları öğretemezsek  her istediklerini yaparsak ve hayallerimizi, yaşayamadıklarımızı üzerlerine yüklersek onları doyumsuz,mutsuz,şımarık çocuklar olarak yetiştirir ve çocuğumuzu mutlu etmek için köle anne babalara dönüşürüz.Bu çocuklar okula ve topluma her istediklerinin yapılmış olmasına alışmış bireyler olarak başlarlar.Evde her istediği yapılan,evin merkezi olan çocuklar ,ne yazıkki topluma uyum konusunda da sıkıntılar yaşarlar. Öğretmeni ve arkadaşları ile doğru iletişim kuramayıp onların da kendilerine köle olmasını sağlayamadığından bocalamaya başlarlar.Yada anne babalar çocukları okulda diğer çocuklarla eşit şartlarda olduğunda onları ön plana çıkarmak için gereksiz ve yorucu bir mücadeleye başlarlar.Bir de çocuklarına kendi hayallerini yaşatmak isteyen anne babalar mutsuz,çekingen yada hırçın,karar verme becerisine sahip olmayan evlatlara sahip olurlar.Bırakalım da çocuklarımız kendi hayallerini kendileri kursunlar ve onun için mücadele etsinler. Onlar bizim hayallerimizin, egolarımızın,hayal kırıklıklarımızın,keşkelerimizin,yaşayamadıklarımızın birer figüranı değiller.Elimizden geldiği,bütçemizin yettiği kadar onların ihtiyaçlarını karşılamalıyız.Onların gelişimi için doğru şekilde ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmalıyız.Onlara rehber olmalı,hayata hazırlamalıyız.Ama bizim istediğimiz hayatı onların omuzlarına yüklememeliyiz.Yemeği hep beraber paylaşarak yemeyi,alışverişe çıkınca herkesin bir ihtiyacının karşılanmasını hayır ve evet arasındaki dengeyi,onları parayla değilde sevgiyle,yaşanmış güzel anlarla,emekle,mutlu edebilmeyi öğretmemiz gerekir anne baba olarak.Ben yaşamadım çocuğum yaşasın değil konu zaten.Ben çocukken doğru olmayan ve yetersiz olan her şeyi çocuğuma doğru şekilde gerektiği kadar vermeliyim diyebilmeliyiz.Çocuğumuzu doğru yetiştirmeliyiz çünkü onlar bizim geleceğimiz ve onlarda kendi geleceklerinin mimarı olacaklar.
Sevil ATEŞ

Biraz mahalle baskısına ihtiyacımız yok mu?

Biraz mahalle baskısına ihtiyacımız yok mu?Var elbette.Mahalle baskısı dediğimiz zaman belki aklımıza gelen ilk şey rahatsız edici tutumlar ve tavırlar oluyor.Şimdi çoğumuzun hayatında o eskiden kalma mahalle baskısı yok değil mi?Ne diyoruz peki?Kimsenin hayatı beni ilgilendirmez ve  benim hayatımda kimseyi ilgilendirmez.Bizim için hayatımızda ,değişen bir şeyde yok zaten.Öyle değil işte.Hepimiz şikayet ediyoruz toplumdaki ahlaki yozlaşmadan.Mahalle baskısı yok belki ama insanların özgürlük yada benim hayatım kimse karışamaz diyerek toplumda ahlaksız yozlaşmaya önder ve örnek olmaları.Erkektir yapar deniliyor yada kadın zaten mutlu değilmiş aşkı yeni bulmuş deniliyor.Bu yozlaşmada aktif rol oynayan başka katılımcılar da var tabii ki.Yıkılan yada yıkılmayıp ayakta kalmayan evlilikler ve paramparça olan çocuklar,onlar.Bu noktada biraz mahalle baskısı gerekmiyor mu sizce de?Evli erkeklere ve kadınlara musallat olan basit karakterlerin de mahalle baskısına ihtiyacı var.Bu karakterler desteklenir ve umursanmaz ise,çiçekten çiçeğe konarak toplumda kötü rol modellere dönüşüyorlar.Kadın evli ve çocukları var,bir aşk üçgeni hikayesinde.Neymiş aşka ihtiyacı varmış.Peki çocukların bir yuvaya anne babaya ihtiyacı yok mu?Hafifmeşrep kadınlar ve çapkın erkeklere,evlilikleri tehdit eden insanlara  mahalle baskısı gerekiyor.Toplum ailelerden oluşur.Bir aile olduktan sonra uyulması gereken en önemli kurallardan biride sadakattir.Zaten ahlakını kaybetmişlere fırsat verilmemelidir.Çocuklar gelecektir, umuttur,çocuklar için geleceğimiz için biraz mahalle baskısına ihtiyacımız var.Sizce de öyle değil mi?
Sevil ATEŞ

Erkek çocuğu büyütmek

Erkek çocuklarını doğru yetiştirmek lazım.Bırakın şu erkek,adam gibi adam laflarını. İnsan kavramını öğretin.Eşitliği, ortaklığı öğrensinler. Kız çocuklarını da doğru yetiştirmek çok önemli.Yasak ve ayıpla büyüyen, evde doğru örnekleri olmayan kızlar da toplumda tehlikeli.Bastıramadıkları duyguları yüzünden tehlikeli cinsel objelere dönüşüyorlar. Sonrada kadın kadının düşmanıdır misali yuvaları yıkıyor.Toplumda yıkıntılara neden oluyorlar bilinçsizce . Yaptıklarının farkına bile varacak idraka sahip olamıyorlar bile. Anneler çok dikkat edelim.Çocuk yetiştirmek çok zor.Elimizden geleni yapalım .
Sevil ATEŞ

Yolunacak otlar

Bugün arkadaşımın bahçesinde, domates topladım ,yabani otları yoldum topraktan.Düşündüm de hayatımın rengarenk bahçesinde izin vermediğim ama bir şekilde orada var olan  yabani otları nasıl yolacaktım acaba? Ben onları da sevebilirdim ama zarar veriyorlardı bahçeme.Sonra bir sahil kasabasında masada çay içip,batık bir su şehrinin görünen kalesini izleyip dinlendirdim ruhumu .Plansız güzel bir tatil yapıyordum.Mutluydum evet, tatiller güzeldir,eğer ruhunu dinlendirebiliyorsan.
Sevil ATEŞ

Huzuru dinlemek



Hiç huzuru dinledin mi?Huzuru dinlemeye çalış o zaman.Çünkü ruhunun huzuru dinlemeye ihtiyacı var.Vücudunun da dolaşan kanın,sana verdiği hayat gibi.Ruhunun her köşesine kendini salıverecek huzuru kendine bağışladın mı?Gözlerini kapat,dünyevi her şeyden uzaklaş,mümkünse mekanını değiştir.Ruhuna bir iyilik yap.Huzuru dinle.Yolcu olduğun dünyanın gerekliliklerine uyum sağlamak için harcadığın çabayı kendine huzur vermek için de kullan.Unutma ne diyorlar dünya bir han,sen de handa konaklayan bir yolcusun.Yolculuklarda gideceğin yere varana kadar,yoldaki güzellikleri yaşamayı unutma.Kendini huzurla yenilemeli,hayatta molaların tadını çıkarmalısın.Huzuru dinlemek için;ister bir şarkı dinle,istersen bir yürüyüş yap,istersen doğaya bırak kendini.İçten gelen bir dua et.Ya kahkahalar at,ya da rahatlacı gözyaşlarını sessizce yada  bağıra çağıra ağlayarak huzur bulduğun  yerde bırak.Su sesini dinle,rüzgarı dinle,gökyüzünü izle.Kendine huzuru hediye et.Huzurda,mutluluk var.
Sevil ATEŞ

Benim çocuğum yapmaz

Benim çocuğum yapmaz.Yeni nesil anne babalardan çok sık duyuyoruz.Benim çocuğum yapmaz.Çocuğunu mükemmelleştiren hatta hata yapmasına izin vermeyen anne babalardan duyuyoruz bunu.Neden yapmasın senin çocuğun da bir çocuk ve her çocuğun  hata yapma hakkı var.Özellikle çocuğuna çok ilgi gösteren,sürekli ilgilenen,anlatan,açıklayan anne babalar çocuklarının hata yapma ihtimalini bile dile getirmekten hoşlanmıyorlar.Çünkü bu anne babalar çocuğunu mükemmel çocuk kendilerini de mükemmel anne babalar olarak düşünüyorlar.Bu mükemmel çocuksun algısını da çocuklarına fazlasıyla yansıtıyorlar.Çocuk üzerinde de mükemmel çocuk baskısı kuruyorlar.Ne yazık ki bu anne ve babaların çocukları da hata yapmaktan korkarak yada çekinerek büyüyorlar.Hiç hata yapmamaya gayret gösteriyorlar,çünkü anne ve babalarını hayal kırıklığına uğratmak istemiyorlar.Anne ve babayı mutlu etmek için çabalıyorlar.Ama bu çocuklar sosyalleşmeye başladıkları andan itibaren bu mükemmel olmaya çalışma durumlarında da değişiklikler olmaya başlıyor.Bu mükemmel çocuklar;anne babalarının olmadığı yerde,kendisinden beklenilen gibi değilde,kendi istediği gibi davranmaya başlıyorlar.Bu farklılık,bu değişiklik onlar için yeni bir keşif oluyor.Hatta bazen hata yapmanın,mükemmel olmaya çalışmaktan çok daha eğlenceli olduğunu düşünüyorlar.Yada bu çocuklar,o mükemmel çocuk olma baskısından uzaklaştıkça belkide daha da çok hata yapmaya istekli oluyorlar.Mükemmel çocuk hata yaptığında anne yada babası da  çocuğunun hata yapma durumu ile karşı karşıya kaldığında ilk önce şoka giriyorlar.İlk cümleleri benim çocuğum hata yapmaz oluyor.Derin bir üzüntü yaşıyorlar.Çocuklarının hatasını kabul etmeye hazır olmadıkları için başka savunma mekanizmaları ile çocuklarını o hatadan sıyırmaya çalışıyorlar.Çocuklarının hatasını başka durumlara ,kişilere mal etmeye çalışıyorlar.Ya karşı tarafı suçluyorlar yada çocuklarının ne kadar mükemmel olduğunu dile getirmeye başlıyorlar.Anne yada baba olarak çocukları ile nasıl ilgilendiklerini ve çocuğun bütün olumlu özelliklerini anlatmaya çalışıyorlar.Çocuk bu hata da yapabilir dediğinizde şaşırıp kalıyorlar,çocuğun hata yapmasını büyük bir hayal kırıklığı yada başarısızlıkla kendi içlerinde yaşıyorlar ama bunun farkında bile olmayabiliyorlar.Çocuklar ile anne yada babalar bu hata yapma ve kabullenme sürecini çok ağır atlatabiliyorlar.Çocuklar d başka savunma mekanizmaları ile hatalarının etkisini azaltmaya çalışıyorlar anne babalarının üzerinde.Anne babalarını bu şekilde rahatlatabileceklerini  fark ediyorlar.Karşıdakini suçlamak,yalan söylemek v.b. gibi davranışlar sergiliyorlar.Çoğu zamanda anne ve babalar çocuğun bu savunma mekanizmalarını kabul ederek mükemmel çocuk algılarını en az hasarla kurtarmaya çalışıyorlar.Oysaki çocukların hata yapmaya hakkı var.Hata yaptıkları zaman doğru davranışları da öğreniyorlar.Elbetteki çocuklarımıza doğru davranışları öğretmeliyiz.Ama hatalarına aşırı tepki vermek,görmezden gelmek yada hata yapacağına inanmamak çocuğa büyük zarar verir.Mükemmel olmaya ve oldurmaya çalışmaktansa yaşayarak ve kabul ederek öğretmek daha iyi olabilir.Hata ile ilgili konuşmak,doğruya yönlendirmeye çalışmak daha gerçekçidir.Her çocuk hata yapabilir.Küçük hatalardan ders alarak kabul ederek büyük hatalardan korunmayı daha iyi öğrenir çocuklar.
Sevil ATEŞ

Yetmiş ve seksenli yıllarda doğanların çocukluk ve ebeveynlik hikayesi

70_80_ yıllarda doğan bizler çocukluğumuzu doya doya keyifle yaşadık.Anne babalarımız bizi sakince büyüttüler.Okula gidene kadar sokakta rahat rahat oynadık saatlerce,hayatın kurallarını oynayarak öğrendik.Çok da mutluyduk,evden çağrılana kadar oyundan oyuna,sohbetten sohbete dalar giderdik.Bir gün bizim çocuk oyunlarımızın geleneksel oyunlara dönüşüp okullarda özel olarak öğretileceğini tahmin bile edemezdik.Bizim sokak oyunlarımızı çocuklarımız oynayamayacaktı sokaklarda.Okul hayatımız başlardı sonra,Öğretmene eti senin kemiği benim,diyerek teslim edilir,bütün okul sorumluluğumuzu da yine biz alırdık. Öğretmen ulaşılmazdı bizim için,yolda sokakta gördüğümüzde dona kalırdık.Evde derslerimizi yapabildiğimiz kadar biz yapar,okulda teneffüste arkadaşlarımızla samimiyetle oynardık ders kaygısı olmadan.Bize verilenle yetinir,fazlasını istemez,bayram sabahlarını çoşkuyla beklerdik.Kendi oyuncağımızı kendimiz yapar,bilgiye ulaşmak için ansiklopedilerin içinde kaybolur,kitap okumayı da severdik.Ergenlik krizimizde yoktu.
Sorumluluk alır ve sorunları kendimiz çözerdik.Anne babalarımız sevgisini bize yeteri kadar gösterir,abartmadan bizimle ilgilenirlerdi.Derken anne baba olduk.Teknoloji ve yeni akımlar,belkide ben yaşamadım çocuğum yaşasınlar yine en çok da bizi yordu.Aşırı ilgili anne babalar olduk.Yaşam koşulları da değişti bu süreçte.Çocuklarımız ellerinde tablet telefon,apartman dairesinde sürekli gözümüzün önünde büyümüye başladılar.Ya parklarda,yada çocuklu arkadaşlarda buluşarak çocuklarımızı sosyalleştirmeye çalıştık.Ay,gün,yıl ve daha bir çok çeşitte abartılı partiler yapmaya,sürekli iç çekim dış çekim fotoğraflarla anılar depolamaya gayret gösterir olduk.Çocukların okulları, öğretmenleri,arkadaş ilişkileri,dersleri,sınav sonuçları çooook önemliydi bizim için.Sınav senelerinde yaşamımızı durduruyor,sınava hazırlanan öğrenci ev kitabının bütün kurallarını evlerimizde uyguluyorduk.
        Oysa biz odamızda,evin sessiz bir köşesinde yada kütüphanelerde sınavlara hazırlandık.Anne babamızın ev hayatında da biz sınava giriyoruz diye değişiklik olmazdı.Sınava hazırlanmak hayatımızı değiştirmek bize düşerdi.Şimdi okul öncesinden itibaren takibe alıyoruz çocuklarımızı.
Tekrar onlarla birlikte bizimde okul hayatımız başlıyor.Çocukları dünyamız yaptık.Her anı onlarla yaşıyor,kendi hayatlarımızı onlara feda ediyoruz.Bunu gerektiği kadar değil,gerektiğinden çok fazla yapıyoruz.Bizler arada kaldık,çocuğumun içinde kalmasın dedikçe,ebeveynliğimize daha çok yük yükledik.Oysaki,çocukluk ve gençliğimizde de her şey bizim emeğimizdi,şimdi anne babayız yine her şey bizim emeğimiz.Ama yeni nesil sorumluluk almakta da,mutlu olmakta da zorlanıyor.Biz mutlu olsunlar diye verdikçe onlar daha da çok istiyor ve mutlulukları da çok kısa sürüyor.
   Çünkü her şey çok fazla.Ellerinde telefon özçekim yaparak video çekerek büyüyorlar biz ne kadar müdahale etmeye çalışsak ta onlar teknoloji mağdurları.Dünyadaki her akımı takip ediyorlar,hatta bizlerde takip halindeyiz onlarla birlikte bu akımların peşinde. Çocuklarımızın geleceğini bizler planlıyoruz, onlara hayal kurmaları için fırsat bile vermiyoruz.Onlara yetkin bir birey olmaları için fırsat vermekte yine biz zorlandık.Belki içimizde çok abartmayanlar da vardır,ama çoğumuz çok abarttık.Önemli olan bilinçli anne baba olmaktı bunu unuttuk.Biz bu yüzden çok yorulduk,
çocukluğumuzda ebevynliğimiz de de her şeyi biz çok anlamlandırdık.
Sevil ATEŞ

Küçük molanın keyfi



Sen hiç tanımadığın bir şehrin en işlek caddesinde oturup,o şehre ait her şeyi ve caddeden geçen insanları izledin mi.İzledikçe için sebepsiz bir huzurla doldu mu peki?O şehrin neyi huzur veriyordu.Farklılıkları mı?Yada kısa bir ziyaret için o şehirde olmanın verdiği keyif miydi huzur veren.Rutin hayatına verdiğin kısa molanın rahatlaması mıydı.Havanın kararmaya başlaması ile yanan sokak lambalarının cümbüşü müydü seni farklı hissettiren.Yaşadığımız yada ait olduğumuzu düşündüğümüz yerde günlük koşuşturmalarımız,tadını çıkaramadığımız anlar yüzündendi belki de bu farklılığı hissetmemiz.Kısa molalarda anlıyorsun bazen etrafında var olan,ama kaçırdığın güzellikleri.Hayat kısa molalarla belki de güzelleşiyor.Hayattaki rutinlerimizi bazen erteleyip,hayatın kendisine mola vermek gerekiyor.Kendini,ruhunu,bedenini dinlendirebilmek için.Kısa molalar rahatlatıcıdır.
Sevil ATEŞ

Yaşama dair her şey...


Hayat sen onun için endişelenmeyi bırakınca daha güzel ve sadece bugünü yaşamaya çalışırken daha da eğlenceli.Yarını yaşamayı,yarına bırakınca çok daha keyifli.Uzun vadede düşünmeden,uzun hedeflerle kafa yorarak yaşamı zorlaştırmadan hayat daha rahat hayatımızda.Daha çok küçükken başlıyor değil mi?Büyüyünce ne olacaksın?Bana bakacak mısın?Sen benim gelinim ol?Sen damadım olur musun?Yavrum büyüyünce çok büyük adam olacak?sorular ve sorularla anlamlandırılan sorumluluklar.Çocukken hep düşündük büyüyünce ne olacağız,büyüdük ve saydığımız mesleklerden ziyade hayat koşullarına göre bir mesleğe sahip olduk yada olamadık.Ama çocukken çok düşündük,
acaba büyüyünce ne olacaktık.Çocuk olmak çok güzeldi oysa;kaygısız ve oyunlarla dünyamız  rengarenk ve keyifliydi.Çocukken büyümeyi çok istedik,çünkü büyümek çok önemliydi oysaki şimdide keşke yine çocuk olsak diye serzenişlerimizle karşılaşan yine biziz.Bize,çocukluğunun tadını çıkar,zaten büyüyeceksin,acele etme,oyun oyna diyen büyüklerimiz olsaydı ve sürekli yetişkin olmakla ilgili konuşmalar yapılmasaydı daha da çok doyardık çocukluk yıllarımıza.Hayat zaten zordu,doğru kararlar vermek ve hayatı şekillendirmek de bize düşecekti zaten yaşam döngümüzde.Ya gençlik.Ne güzel çoşkuluydu,gençtik,kanımız deli akıyordu ama oda geldi geçti.Gençlikte doğru kararlar verdik yada veremedik,şimdi de yetişkinliğimizdeyiz.Artık anlıyoruz ki hayat sürüp gidiyor,bizde sürüklenip gidiyoruz peşinden.Sürüklenip giderken biraz sakin olmak ve hayata makul ve makbul şekilde müdahale etmekte fayda var.Öncelikle fazla fedakarlığı bırakmalıyız.Çünkü fazla fedakarlık yapıp çok fazla değer verdiğimiz her şeyin geri dönüşünün beklentisi bizi daha fazla üzebilir.Ya gerektiği kadar fedakarlık yapmak yada fedakarlıklar karşısında minumum beklentilerle yaşayabileceğimiz yenilgilerden kurtulabilmek mümkün.Sevginin ölçüsü de gerektiği kadar,abartısız,
sevme duygusunu yaşatacak kadar olmalı.İnsanca sevmek kadar,ölçüsünde dozunda yeteri kadar.
Saplantı gibi değil,seveni de sevileni de bunaltmadan.Sevmenin ölçüsünü iyi ayarlamak gerek.
Sevmeyi önemsemek;sevilmeyi önemsemekten daha kolay,kalbimize iyi gelen,memnun eden.
Sürekli yarını hesaplamak da çok yorucu ve hayal kırıklığı orantısı da çok yüksek.Bugünü gerektiği kadar yaşamak eğer kısmetse hayalini kurduğun yarınları yaşamak olmalı istediğin.Çünkü sen hayat için planlar yaparken,hayatta senin için planlamalar yapıyor.Bir anda bütün planların yapboz gibi karışabilir.Böyle bir karışıklıkta bir yıkıntının altında kalmamak için hayatta biraz daha az hesaplayan,planlayan,kurgulayan olmakta daha doğru bir karar.Ne demişler fazlası zarar,azı karar.
Atalarımız yaşamış da söylemiş.Kulak vermekte yarar var.Hayatı yaşarken her şeyi dozunda,
gerektiği kadar yaşamalı ve planlamalıyız.Hayatta geçici zaten bunu unuttuğumuzda,hayatı çok fazla anlamlandırdığımızda hayat daha da üstümüze geliyor sanki.Bırak bazen dağınık kalsın,istediğin kadarını topla,gücünün yettiğince topla.Yada bırak tamamen dağınık kalsın hayat,sen kendini ruhunu dinlendir.Böylece ruhen daha doymuş ve rahatlamış kaldığın yerden devam et.Kararlar alırken yarını çok düşünme,yarın senin istediğin şekillerde karşına çıkmayabilir.Sakince nefes al ve bazen hayatı izle sadece.İzle ve hayatını yaşamaya devam et.İzlerken sadece bakma,hayatını gör bu hayat senin hayatını hissederek yaşa,ev sahibi sensin misafir gibi yaşama hayatı.Güzel ve iyi şeyler biriktir kumbaranda.Mutlu ve keyifli anlar.Pişmanlıklarla,üzüntülerle yorma kendini daha fazla.Her şey insana dair.Olan oldu geçen geçti.Aynı hatayı yapma sadece.Hatalarından ders çıkar daha doğru kararlar ver.Ama şunu unutma yaşam için acele etme,sakin ve dikkatli ol.Hayat böyle daha güzel olacak.Yaşama dair her şey.
Sevil ATEŞ

Çocukları büyütürken kitaplar

Yeni nesil anneler kız çocuklarınıza masal kitap seçerken dikkat etmeniz gereken çok şey var. Bir sarayda,prens tarafından kurtarılan sadece en önemli özelliği güzelliği olan prenses masallarından uzak durun bence.Çok güzel masallar ve kitaplar var.Güçlü ve başaran kadınlarla ilgili .Kız çocuklarına sadece evcilik oyuncakları da almayın.Üretmeye,kendini geliştirmeye uygun oyuncaklar da alın.Erkek çocuklarını da hayatta sorumluluk vererek ve eşitliğe inanarak büyümesini sağlayın.Toplumda cinsiyetine göre yanlış tutumlarla değil birey olarak hareket etmeyi ancak ailede öğrenir çocuklar.
Sevil ATEŞ

Ebeveynlik kimlik değiştirdi

 Ebeveyn olmanın en zahmetli olduğu dönemdeyiz,biz artık çocukluğu geride bırakıp anne baba olduk ama dünya da çok değişti.Bizler çocukken;özgürce,mahallelerde büyüyen,kendi ayaklarının üzerinde duran,eti senin kemiği benim okula teslim edilen çocuklardan ebeveyne dönüşümüzde ki farklılıklara uyum sağlamaya çalışıyoruz.
      Teknoloji gelişti,anne babalar da genel olarak meşgul.Yaşadığımız hayata dair her şey değişti. Ebevyenlik de,çocukluğunu yaşamak da kimlik değiştirdi .Çocuklar için mahalleler de oynamak,bir birey olarak ilk toplumsal deneyimlemeleri yaşamak mümkün değil artık.Güvenilir hiç değil.Çocuklarımız bizim gibi mahalle aralarında yaşıtlarıyla oyun kurmadan,ilk toplumsal deneyimleri tecrübe etmeden;evde tablet, tv.,bilgisayar başında büyüyorlar.Sadece daha dikkatli ve bilinçli kullanıcılar olmalarına özen göstermeye çalışıyoruz.Teknoloji çağında onları teknolojiden uzak tutmamız mümkün değil.Çeşitli aktivite kurslarına göndererek onlara farklı yaşantılar sunmaya çalışıyoruz.
    Bunun yanı sıra,çocuklarımızı yetiştirirken en yanlış cümleler de dilimizde ebeveynlik yapmaya çalışıyoruz.O kadar bilindik ve rastlanabilir ki bu cümleler aynı model anne babalar olduk sanki.
    Çocuklarımız çok kıymetli,üzülmemeleri(psikolojilerinin bozulmaması)her şeyden önemli.
Psikolojileri en çok dikkat ettiğimiz konu.Peki ne kadar doğru yapıyoruz?.Bırakalım da çocuklarımız duygularını kontrol etmeyi,sorunları ile baş edebilmeyi öğrensinler.Her anne baba bir psikolog gibi davranıyor neredeyse.Çocuklarının duygularına müdahale ediyorlar.Üzülmesin,ağlamasın,
sinirlenmesin,heyecanlanmasın.Sadece çocukları mutlu olsun.Dünyanın var oluşuna bile uygun olmayan bir istekte bulunuyoruz çocuklarımız için.Mutluluğu öğrenmesi için bütün duyguları tanıması gerekiyor bir çocuğun,buna izin bile vermiyoruz.Mutlu olsun,psikoloji bozulmasın yeter...
     Ben yaşamadım,çocuğum yaşasın,Ben alamadım,çocuğum alsın.Ben yapamadım,çocuğum yapsın.Gerçek hayat bu  değil ki.Emek vermeden,sabırla beklenmeden,hayal edilmeden sahip olunanın kıymeti de yok.Ulaşmak için beklemesi gereken,umut eden bir çocuğa hemen vererek ona kıymetsizliği öğretiyoruz sadece.Hayalsiz,umutsuz bırakıyoruz onları.
     Ben çocuğumla arkadaşım cümlelerimiz.Çok modern,çağa uygun görünüyor.Peki çocuğumuzun anne babası kim olacak.Kime saygı duyacak,kimi otorite olarak kabul edecek.Bizim onlara vereceğimiz öğütlere,paylaşımlara,yol göstericisi olmamıza ihtiyaçları var.Tatlı sert olmayı tercih etmemiz gerekiyor.Çünkü bir gün bağımsızlığını ilan edecek çocuğumuz ve biz başlayacağız,bu çocuk beni hiç dinlemiyor diye yakınmaya.Ama arkadaşız değil mi?Otorite olmak için gecikmedik mi?Çocuğumuzun isyanları ile bizim isyanlarımız belkide birbirine karışacak.Çözümsüz karışıklıklar var olacak böylece.
      Akademik başarıları en büyük takıntımız.Hepimiz yok benim için önemli değil diyoruz ama hayatta iyi bir geleceğe sahip olsunlar diye onların okulları ile ilgili her konuda müdahil hatta müdahaleciyiz.Derslerini takip et,test al,kitap okut,hatta okul çantasını hazırla,okula git gel,
öğretmenine sürekli ders başarısını sor,sıkı takip et.Hatırlatıcı ol,dersini yaptır,eksiklerini tamamlat,diğer arkadaşlarının okul durumlarını sorgula.Sonrada çocuğun aldığı karneyi gururla sahiplenerek,bu karne benim de karnem,çok emek verdim diyerek kendinle övün.Hem çocukken kendin için,hem ebeveyn olduğunda çocuğun için okul hayatını ikinci defa yaşa.Sonrada yakınmaya devam et,biz çocukken anne babamız okulda ne yaptığımızı bilmezdi.Biz her şeyi takip ediyoruz,ne zormuş böyle anne baba olmak.Oysaki abartmadan,çocuğa kendi sorumluluklarını vererek okul hayatını yaşasaydık daha kolay olmaz mıydı?Çalışkan ama mutsuz çocuklarımız olmazdı böylece,
yada akademik başarıdan başka meziyeti olmayan çocuklar ortalıkta gezmezdi,biz bu kadar abartmamış olsaydık.
   Öğretmenlere sürekli müdahale ediyor,öğretmencilik de oynamaya da kalkışıyoruz bazen.Şu çocukla otursun,şununla oynasın,şuna çalışsın,şu kadar ödev verilsin.Sınıfta mutlu ve özgür olsun.Ne yaparsa yapsın kabul görsün,ama psikolojisi bozulmasın.Yoksa veli olarak eleştirmeye,şikayet etmeye,öğretmenle karşı karşıya gelmeye hazırız.Çünkü çocuğumuz çok kıymetli.Veli olarak da ne kadar abarttık.Eğitim hayatını da çaldık çocuğumuzun farkına bile olamadık.
     Benim çocuğum yapmaz,benim çocuğum almaz,dokunmaz,benim çocuğum öyle konuşmaz.Bunu çok duyuyoruz değil mi?Çocuklarımızın hatalarını bile kabul etmiyor,onların yerine savunmaya geçiyoruz.Oysaki çocuklar hatalarını daha çabuk kabul ediyor ve hatalarından ders alıyor,
olgunlaşıyorlar.Ebeveyn olarak bizler çocuklarımıza fırsat verebilirsek hatalardan doğruyu öğrenecekler ama onları mükemmel eserlerimiz yerine koymayı tercih ediyoruz.Hata yapmalarını bile kabul etmiyoruz,pasifleştiriyoruz onları.Yalana sürüklüyoruz.Çünkü çocuklar bizim  mükemmel eserlerimiz gibi davranmak uğruna doğru yada yanlış çözümler üretiyorlar.Onları kusursuzlaştırmaya çalıştıkça büyük zararlar veriyoruz.
  Çocuklarımızın her şeyi seçmeye hakları var.Öğretmenini,yediği yemeği,alacağı oyuncağı,yapacağı etkinliği,gidilecek yeri,izlenecek filmi,tatil planını.Dünyanın dönüşünü bile değiştirip onların isteklerini,seçimlerini gerçekleştirmeye hazırız.Ta ki değiştiremediğimiz zamanlara gelene kadar.Çocuklarımız büyüyor ve kontrol edemeyeceğimiz bir döneme giriyor.Sonra da çocuklar büyüdükçe dertleri de büyüyor diye yakınmaya başlıyoruz.Çünkü değiştiremeyeceğimiz şeylerle karşılaşıyor,hayal kırıklıkları yaşıyoruz.Çocuklarımız mutsuz yada endişeli,doyumsuz,ilgisiz,
isyankar,pasif,tatminsiz oldular.Neden?Cevap çok açık,yanlış anne baba tutumlarımız.
      Çocukları hep mutlu etmeye çalıştık.Her istediklerine ulaşmalarını sağladık.Otoriter ve kuralcı olamadık.Gerçek kuralları bile kaldırdık hayatlarımızdan.Uyduruk kurallarla yaşadık ebeveynliği.
Teknolojiyi de çocuklarımıza  sonsuz bir şekilde sunduk.Kararlarını,duygularını,sabırlarını,
davranışlarını,hayallerini,hayata dair beklentilerini ellerinden biz aldık.Onlar için her fedakarlığı yaptık,hayatımızı onlara adadık.Oysa ki yanlış yaptık.Çocuklar bizim kuklamız,eserimiz,hayatımızın odağı değil.Çocuklar ailemizin bir parçası,ama hayatta yol alacak bir birey olacaklar.Biz onların kimliğine bürünüp,onların kimlik edinmelerine fırsat vermiyoruz.Biz yol gösterici,destekleyici,ilgili olalım tabii ki.Ama bırakalım bu onların hayatı,duyguları,kişiliği,kararları.Onlara kendileri olmaları için fırsat verelim.

Sevil ATEŞ