27 Mayıs 2020 Çarşamba

Çocuklarla resim yapmak.



Çocuklarla resim yapmak.Mete suluboya yaparken,kızlar da portre çizerken,ben de eskiz çizmeye çalıştım.İnternetteki bir resme bakarak.Nehir kenarındaki ev,ne güzel bir eskizdi.Ortaokul,lise yıllarında,yaşadığım mahallede bütün çocukların resim ödevleri için kapımız çalardı.Anneler gelip çocuklarına yardım etmemi isterlerdi.Evde de herkesin resim ödevleri bana aitti.Okulda da arkadaşların vazo,somut resim çizimlerine katkı sağlardım hep.Çok severdim çizmeyi.Zamanla bıraktım çizmeyi ve becerilerim de geriledi.Çocuklar resimle uğraşınca şimdi çok mutlu oluyorum.Ben de eski günleri yad ediyorum.Koronada resim çizmek.

Korona bunalımı

Korona bunalımı Bugün "Yeter artık"diye balkona çıkıp çığlık atmak istedim.Neden mi;korona bunalımına kapıldım.Özgürlüğümü ve eski hayatımı tekrar istiyorum demek geldi içimden.Sonra kendimi telkin etmeye çalıştım.Sabır,sabır normalleşme başlıyor artık,her şey eskisi gibi olacak.Acele etmeden,sakince,yine de temkinli normalleşeceğiz.Hepsi geçecek.Herkes aynı durumda.Sen belki özgürlüğüne kavuşacaksın ama esaret yaşayan yada sağlık problemleri olup özgürlüğe hasret kalanları düşün,şükür et,sakin ol ve sabır et. Şanslılardan olduğunu unutma.Evin,sağlığın yerinde,ailen iyi ve geçim derdi endişelerin yok. Hayat bazen zorlar bu bir geçiş ve geçecek dedim durdum. Dayanamadım çıktım biraz yürüdüm.İyi geldi evet,biraz müzik de dinledim yürürken.Ağır ağır,uslu uslu,mesafe kurallarına uyarak yürüdüm.Kafam dağıldı,anneler günü için arayan arkadaşımla sohbet ettim.Sonra iftarlık hazırlamam gerekiyordu eve döndüm. Bugün Çin'lilere yemek yeme adabı ve kuralları ile ilgili eğitimlerin verilmesine,yenmemesi gereken zavallı hayvanların onlardan korunması için kurallar konulmasını çok istedim.Dünya küreselleşti ya her şey gibi hastalıklar da küreselleşti.Ne zaman neyin etkisiyle hayatımız değişecek bilemez hale geldik bu süreçte.Bahçeli müstakil bir evde büyüdüm ben belki de yine öyle bir evim olmalıydı.Bugün korona bunalımı bana da uğradı,ama neyse ki göndermeyi başardım.Size de oldu mu hiç?Oluyor değil mi?

Koronalı günlerde bayramı yaşamak

Bayram gelmiş neyime,diye bir türkü vardı.Dilime takıldı bugün. Dinlerken buruk hissettirirdi.Ben de şimdi buruk hissediyorum.Nedendir bilmem eve bayram şekeri bile almadım.Aslında almam gerekiyordu belki çocuklar için,ama elim varmadı denir ya elim de varmadı,gönlüm de.Ne çok şeyi yitirdik böyle.Biliyoruz hepsi geçecek ama hepimiz çok yorulduk çok da usandık.Hani demiştim,ya balkona çıkıp yeter artık diye bağırmak istiyorum diye.Geçen gün bir arkadaşımı gördüm,mesafeli konuştuk maskelerle,anlarsınız işte.Yeter artık diye bağırmak istiyorum dedi oda,yorulduk bunaldık dedim ona ama.Bir taraftan hadi beraber bağıralım mı dememek için zor tuttum kendimi.Demekki bir tek ben değilim diyebildim sadece kendi kendime.Bayram ;şeker demek,el öpmek,kolonya demek,ölmüşlerimizi ziyaret ve dua etmek demek.40 yaşına bile girerken bayram için yeni bayramlıklar almak demek. Hepsi başka bayramlara ertelendi.Umudumuz yarınlarımızda.Bu defa böyle olacak artık.Teknolojik bayram kutlamaları yapacağız şimdi.Birazda empati kuracağız.Büyüklerini kaybedip ellerini öpemeyenleri,sağlık sorunları nedeniyle zaten bayramları olmayanları,geçim sıkıntısı ile bayramı gelmeyenleri anlayacağız. Yinede şükredeceğiz,geçecek ve o eski günler, eski bayramlar gelecek deyip,beklemenin ve umudun verdiği yaşamı hissedeceğiz.Acaba her şey normale dönünce abartmadan yaşamayı,yaşamımızı başkalarının gözüne sokmaktan vazgeçmeyi,buldumcuk tuhaf hallerimizden, abartılı yaşam anlarımızı paylaşmaktan da sakınacak mıyız.Daha sade,daha empatik,daha mantıklı,daha mütevazi olabilecek miyiz?Yaşayarak göreceğiz hepsini.Belki de bir daha ki bayrama daha mutlu bir yazı yazacağım ve belki de bu bayramı hatırlatıp şükürler edeceğiz. Geçti ,bitti,her şey normal diyeceğiz inşallah. Yinede bayramımız her daim kutlu olsun,mutlu olsun,hep bizimle olsun.

18 Mayıs 2020 Pazartesi

NE ZAMAN

Acıtanlar ne zaman acıyacak da, acının nasıl hissettirdiğini anlayacak.
Kıymet bilmeyen ve bir çırpıda bütün emekleri boşa çıkaranlar, ne zaman pişman olacak da kusuru kendinden bilecek.
Senden menfaati biten ne zaman kendinden menfaatleri bitenlerle karşılaşacak.
Emeklerini boşa çıkaranlar ne zaman kendi emeklerini boşa çıkaranlarla yüzleşecek.
Kendini iyi sanan takıntılılar ne zaman kendi karanlığında kaybolacak. 
Acımasızlar ne zaman kendi zulmünden korkacak da zalimlikten vazgeçecek.
Kendini mükemmel zannedenler,ne zaman kendi hiçlikleri ile tanışıp afallayacak.
Peki bu ilginçler ; ne zaman kendi benliklerini algılayacak zihne ve kalbe sahip olacaklar.

Şimdi nasıl normalleşeceğiz?

Şimdi nasıl normalleşeceğiz?
Normale dönebilmemiz için, Koronanın bizden aldıklarına kavuşmamız gerek.Ama bu da mümkün değil.
Okullar aniden kapandı ve her şey yarım kaldı,herkesin dört gözle beklediği yaz tatili ile ilgili her şey meçhul olunca da dört gözle beklemez olduk hiç bir şeyi.
Maskeli bir baloda gibiyiz,normal bir şekilde nefes almamız mümkün değil.Çünkü korona bir öcü gibi çıkabilir karşımıza.
Neyse ki sokağa çıkma yasakları kalktı da çoğu yerde,biraz normal hissetmeye başladık biz de.Hatıra olarak sokak aralarında,Ramazan pidesi geldi diyen fırıncılarımızın seslenişi kaldı bize.
Hayatı hep planlamaya alışan bizler,plan yapamamanın ve belirsizlikle baş etmeye çalışmanın zorluklarını yaşadık.
Aklımıza bile gelmeyen bir film senaryosu gibi oldu hayatımız.Uzaya çıkan,koyun klonlayan,yapay zekayla uğraşan biz insanoğlu koronanın ağına düştük.
Normalleşme sözcüğü keyifli gelmeye başladı şimdilerde .Kontrollü ve mesafeli de olsa normalleşebilecektik. Bahar geldi geçti,kapıdan pencereden bakarken,yaz geliyor artık.
Ama endişelerimiz var,dikkat etmeye devam edeceğiz.İnsanoğlu olarak evrim geçirmeye devam edeceğiz çünkü bizi daha nelerin beklediğini bilmiyoruz.
Bu arada Çinlilere yemek adap ve muaşeret kuralları da acil öğretilmeli ve pazar yerlerinde marul,maydanoz,domates ,soğan satılmalı.Bu da çok önemli.
Benim tek planım,bahçeli bir ev yada bir kaç dönüm tarla almak ilerleyen zamanlarda.Bu süreç tekrarlanmaz da gerçekten normal günlere kavuşup sürdürebilirsek bu hayalim de havaya uçup gidebilir.Sanırım benim gibi düşünen çok çünkü apartman dairelerinde sıkışıp kaldık bu süreçte.
Çocuklar kendilerini teknolojiye kaptırdı zaten,engel olmaya çalıştık ama teknoloji çağında bunu başarmakta zorlandık.
Normalleşmek hepimizin en çok istediği şey oldu.Umarım normalleşebiliriz.

AYAKÜSTÜ BİR SOHBET

Geçenlerde yine kulağımda kulaklık,spor kıyafetlerle yürüyüşe çıkmıştım.45 yaş civarlarında olduğunu tahmin ettiğim ,çok da modern giyimli olan bir bayan da yanımda yürüyordu.Oldukça sevimli ve hoş bir bayandı.Yürüyüş mü yapıyorsun dedi.Evet dedim.Stadyum kapalı mı dedi.Evet dedim.Ben yürüyüş yapmak istiyorum ama nerede yürüsem ki bilemedim dedi.Ben de,ben sakin sokak aralarında yürüyorum, arada iyi geliyor dedim. Buraya kadar her şey normaldi. Birdebire;Ah yavrum sen nerelisin buralı değilsin galiba dedi.Afalladım ah yavrum deyince yaş aralığımız çok da yokturdur diye düşündüm ama soramadım.Buralı değilim dedim.Vah vah yavrum gurbette misin dedi. Biraz nazlandım galiba.Evet gurbetteyim ben dedim.Ah yavrum ah,işte gurbette olursan böyle kulağına kulaklığı takıp tek başına dolaşırsın sokaklarda dedi. Gülümsedim.Kahkaha atsam ayıp olacaktı.Çok sevimli bir kadındı çünkü.Ama ben müzik dinlemeyi ve sakin sessiz yürüyüş yapmayı seviyorum böyle tercih ediyorum dedim.Dedim ama halime çok üzülmüştü belli ki.Yok yavrum yok, o gurbette olduğundan öyle işte dedi.Sonra tanıştık.O da gurbetteymiş,Karadenizliymiş, memleketini çok özlüyormuş,hatta memleketine dönmek istiyormuş ama eşi istemiyormuş.Bir devlet kurumundan emekli olmuş.Beni sordu,ben de anlattım.Öğretmenim eşim buralı, on yedi yıldır burdayım dedim.O kadar tatlıydı ki,eşin nasıl biri iyimi bari dedi. Eşimin ailesinin bana iyi davranıp davranmadığını da sordu.Ah yavrum vah yavrum şeklinde, sohbetimizle yolun sonuna geldik neredeyse.Belli ki empati kurdu benimle,sohbet ederken çok koruyucuydu. Sanki kırk yıllık ahbabım gibi içtenlikle konuşuyordu.Dayanamadım kusura bakmayın ama siz kaç yaşındasınız dedim.44 dedi.Ben de 39 dedim.Güldü,anladı neden sorduğumu belkide; ben seni daha küçük zannettim dedi. Sen o kadar var mısın dedi şaşkınlıkla.Evet dedim.Yolun sonuna geldik,ayrılmadan nasihat etti bana ;sen yine de dönebilirsen memleketine dön.Daha gençsin dedi.Vedalaşıp ayrıldık.Bu konuşma çok mu sevimli geldi çok mu ilginçti bilmem ama aklıma geldikçe halen gülümsüyorum.Sohbetle karışık o sevimli bayan benimle dertleşti.Hatta biraz eşinden birazda eşinin ailesinden yakındı bana.Üzdüler beni dedi.Tanımadan kızdım onlara bende,neden üzmüşler,sarıp sarmalamak varken dedim zihnimde kendi kendime.Sonra ne sevimli insanlar var hayatta dedim.Sen hiç tanımıyorsun ama ayaküstü hayatı bir şekilde seninle paylaşmak istiyor bazen insanlar.Bir güleryüzle sohbet başlıyor bazen bir yerlerde. Fazlasıyla empati yüklü sevimli bir karşılaşma ve tanışmaydı bizimki de.İnsanoğlu mutluysa aslında memleketin adı yoktur dilinde,mutlu değilse ve özlemleri varsa başka hayallerle avunur hayatta.Ama bunları söyleyemedim.Üzülmesini istemedim.Sadece dinledim,gülümsedim.

7 Mayıs 2020 Perşembe

Korona ve sokağa çıkma yasağında neler öğrendik

Günaydın.Nesiller değiştikçe yaşananlar da nasıl da değişiyor ?
Anneler ve babalarımızdan dinlerdik belki de sokağa çıkma yasağını.Bir masal dinler gibi.Yada en fazla nüfus sayımında gördük bu yasağı,onda da mahallede oynarken yasağın bile farkında olmadan geçirdik o günleri.Bize çok tanıdık gelirdi;bir görevli memur gelecek aile büyüklerimize sorular sorup,cevapları da alıp gidecekti.
Bizim çocuklarımızın hatırladıkları içinde bu yaşananlar günler olacak muhakkak.Bir virüsün küresel bir sağlık sorununa dönüşmesi ve yaşamak için yaşama ara verdiğimiz bu günlerde yaşadığımız yaşananlar.Evde kalış,sosyal mesafe,uzaktan eğitim,özlemler.
Bu günler geçtikten sonra;artık hiç birimiz eskisi gibi olmayacağız.Bizim neslin gördüğü en büyük kalıcı zorluk bu oldu ve umarım başkası da olmaz diye dua ediyorum.
Artık hiç birimiz eskisi gibi memnuniyetsiz olmayacağız,hatta yaşamın bize sunduğu her şeye daha bir kıymet verecek ve önemseyeceğiz.
Evimizde,sadece çekirdek ailemizle geçirdiğimiz bu günleri atlattıktan sonra kıymet bilmeyi ne kadar öğrendiğimizi göreceğiz.
İşimizi,günlük koşuşturmacalarımızı,evde devam eden rutin düzenlerimizi,sokağımızı,ağaçları,gökyüzünü,kuşları,
güneşi,bulutları her şeyi daha bir sahipleneceğiz.Hepsini daha da çok seveceğiz.Çünkü özgürlüğümüzün hayatımızı istediğimiz gibi yaşamak olduğunu daha da iyi anladık.
Umuyoruz ki;bu zor günleri geride bırakıp yine eski güzel günlerimize dönelim.Bu günleri bir ders gibi hatırlayıp dünyaya,yaşama,kendimize karşı daha bilinçli ve özenli olalım.

Uzaktan eğitimde okul öncesi

Okul öncesi eğitim;veliler tarafından çocukların okul hayatlarında olursa iyi olur,olmazsa da sorun değil gibi algılanıyorsa eğer uzaktan eğitim sürecinde de gerekli ilgiyi görmesi mümkün değildir.Okulda öğretmen gerekeni yapsın diyen ve eğitimi tümüyle öğretmene yükleyen bazı veliler,uzaktan eğitim sürecinde de sorumluluğu üstlenmekten kaçınmaktadırlar.Nasıl olsa,okul öncesi diyerek kendini rahatlatan veli, eğer çocuğunu teknolojiye de teslim ediyorsa çocuğuna büyük bir haksızlık yapmaktadır. Çocukların oynayacakları bir alanları yok,bahçe yok,park yok,dışarıya çıkmaları mümkün değil.En çok oyuna ihtiyaç duydukları dönemde evde kalmak zorundalar.Bu süreçte okul öncesi çocukların günde bir yada iki uzaktan eğitim etkinliği ile aileleri tarafından öğretmenin bilgilendirmeleri ile emek verilerek ilgilenilmeye ihtiyaçları var.Yada bahçeli bir evde oturuyor bile olsa çocuğun becerilerini geliştirmek için bu ilginin ona gösterilmesi gerekmektedir. Belki Eba'da belirlenmiş bir ders saati yok ama bir çok içeriğe sahip ve veliler ebaya çocukların kayıt olmasını sağlarsa bu içeriklerden faydalanabilirler.Şu an belirlenmiş bir eğitim süreci saati olmasa da,tv de yayını olmasa da çook önemli bir eğitim düzeyi olan okul öncesi eğitim var.İlerde bu ihtiyacında karşılanacağını düşünüyorum.Süreç çok zor bunu hepimiz biliyoruz.Bu süreçte biz okul öncesi öğretmenleri de üzerimize düşeni yapmak için elimizden geleni yapıyoruz. Memleketimin idealist okul öncesi öğretmenlerini de gözlemliyorum,velilerine ve öğrencilerine ulaşmak için ellerinden geleni yapıyorlar.Ama ulaşabildikleri ve kendi isteği ile uzaktan eğitime katılan veli sayıları sınıfın genel sayısından düşük görünüyor.Bunun nedeni velilerin okul öncesi eğitime bakış açıları ile ilgili.Olmazsa da olur düşüncesi ;biz okul öncesi öğretmenlerini bazen zorluyor ve hatta motivasyonumuzu eksiltebiliyor.Ama pes etmeden uzaktan eğitim etkinliklerine devam ederek biz üzerimize düşeni yapıyoruz.Hatta okul öncesi öğretmenler canlı yayınlarla çeşitli etkinliklerle bir çok çocuğa ulaşmaya çalışıyorlar.Bazen tek engelleri ilgisiz anne ve baba tutumları olan öğretmenin,ilgili olan velisi de zaten her durumda eğitimde öğretmenin yanında yer alıyor.Aradaki fark da; ilerleyen yıllarda ortaya çıkıyor ama.Bu da okul öncesi eğitimin önemini ortaya çıkarıyor.Çocuk sorumluluk almayı, kendini ifade etmeyi,toplumsal ve kişisel beceriler edinmeyi,bilişsel gelişim,kas gelişimi gibi kazanımlarını,aldığı iyi bir okul öncesi eğitimle ortaya koyabiliyor.Oyunla öğrenmeyi kurgulayan aynı zamanda bir çok kazanıma ulaşmaya çalışan okul öncesi öğretmeni uzaktan eğitim de veli tutumları ile ilgili çözümler üretmeye çalışıp,velileri de motive etmeye gayret gösteriyor.Uzaktan eğitim sürecinde velilerinden sadece katılım bekleyen öğretmenler her katılımda sadece mutlu hissetmenin keyfini çıkarıyorlar.Öğrencilerine uzaktan da olsa eğitim dokunuşları yapmaya çalışan ve yarım kalan eğitim sürecini devam ettirmek isteyen öğretmenler velilerden destek bekliyorlar.Evlerde de bu uzaktan eğitim sürecini anne ve babanın ortak olarak sürdürmesi de çocuğa farklı kazanımlar sağlayacak,anne baba ile olan ilişkilerinin gelişimlerine de olumlu katkı sağlayacaktır.Eğitim şart.

Sevmek

Seviyordu çok seviyordu,kendince çok seviyordu işte.
En çok da bu kendine ait olan sevme hallerine neden olmasını çok seviyordu.
Duruşunu,bakışını, sakinliğini seviyordu.
Uzaklığını seviyordu.
Sessizliğini seviyordu,hafiften gelen tebessümlerini seviyordu.
Var da yok gibi olan hallerinden gelen çocuksu heyecanını seviyordu. 
Tesadüflerini ve ilginçliklerini seviyordu.
Anlam yüklediği anlamsızlıklarını seviyordu.
Birazda böyle olmalıydı diyordu sevgi. 
Anlamsız,mantıksız,sadece hissettirdiği kadar.
Sadece sevmek için sevmek.
Ne kadar da güzel hissettiriyordu.
Seviyordu çok seviyordu,kendisi için çok seviyordu.

SUSTUM

Sustum çağırdım,sen geldin yine bana,benden bir yerlere ve ben sustum,öylesine birdenbire susuverdim işte yine.
Ben sustum ama herkes konuştu.Suskunluğumu sevmediler,isimler taktılar hem de ;sakin dediler,durgun dediler,
Susmaya devam ettim ben yine,hatta gülümsedim onlara anlamsızca,ama onlar anlamadılar.
Duymuyordum ki onları;onlar konuşuyordu farkediyordum,kelimeler uçuşuyordu etrafımda ama ben duymuyordum.
Duymuyordum ki;seninle konuşuyordum çünkü;kimse fark etmiyordu,kimse duymuyordu bizi.
Sen bile duymuyordun hatta beni,ben yinede seninle konuşuyordum suskun zamanlarımda,sen benden gittin gideli,
Yine de ben her şeyi konuşabiliyordum seninle ;sen yoktun ama yinede sen vardın içimde derinlerimde  bir yerlerde,
Özlemin ile böyle baş etmeye çalışıyordum,İçimde bir yerdeydin,benimleydin,her istediğimde sen bana geliyordun biliyordum ve ben yine konuşuyordum seninle,
Bazen usul usul konuşuyordum sohbet eder gibi.bazen kızıyordum kavga ediyordum,yokluğuna ve sana isyan eder gibi.
Bazen uzun uzun hayaller kuruyordum seninle,geleceğe dair,senin yokuluğunla belkide böyle baş  ediyordum,
Öylesine içimdeydin ki ve öylesine meşguldum ki seninle,susmam seninle ilgiliydi,seni duyabilmek için ,seni hissedebilmek,hasretinle baş edebilmek için.
Sevil ATEŞ

Çocukluk anılarımızdaki kışlık hazırlıklar

Bugün nerden geldi aklıma bilmem.Kış hazırlıkları ile ilgili çocukluk anılarım canlandı birdenbire gözümün önünde.Ne güzel anılardı onlar öyle.Ailemin salça yapma hazırlıklarını hatırladım.Genel olarak herkesin bahçeli müstakil bir evde oturduğu şehir merkezinde şirin bir mahallede geçti çocukluğum.Yazın sonuna doğru salça yapma işleri başlıyordu. Mahallede hangi eve kasalarla domates girerse oraya bütün mahalledeki bayanlar doluşurdu. Domatesler yıkanır,doğranır ve ev sahibine veda edip gidilirdi.Ev sahibine o domatesleri kaynatıp güneşe sermesi kalırdı.Bizim eve domatesler gelince annem benide domates doğramam için çağırırdı.Ben bir köşede bir taraftan domates doğrarken bir taraftan da en beğendiğim domates dilimlerini ağzıma atardım.Etrafimda komşu kadınlar sohbet eşliğinde hepsi bir işin ucundan tutmuş anneme yardım ederlerdi.Birde kışlık bulgur işleri vardı.Kocaman bir kazan kurulurdu bahçelere yada mahallenin bir kenarına.Altına kocaman odunlar sürülürdü.Bizim orada oynamamız yasaklanırdı.Sonra buğdaylar pişer hedik olurdu.Mahalleyi bir hedik kokusu sarardı.Bütün çocuklar hedikten alır bir kenarda ağzımıza yuvarlardık.Hedik kaynatan ev sahibi kadın büyük sitillere pişen hedikten doldurur ev ev dolaşıp taze hedik dağıtırdı.Mahalleye kokmuştur herkes yesin diye düşünülürdü. Böylece on,onbeş gün kadar hedik yemekten karnımız şişmiş bir kenarda oynamaya devam ederdik.Pişen buğdaylar örtülere serilir güneşte kurutulurdu.Öncesinde sonrasında mı hatırlamıyorum bir ayıklama işi olurdu.Annem yine çağırır ayıklamaya yardım ettirirdi.Sıkılınca kaçamazdık eğilmekten belimiz ağrırdı.Üstüne üstlük komşu teyzelerde ayıklama işine mahallenin büyük çocuklarını çağırırdı. Kimseye hayır diyemezdik annemizle yardıma giderdik onlarda bize yardıma gelirlerdi zaten. İmece usulü herkese yardım edilirdi.
Kışlık salamura yaprak işleri vardı.Kilolarca alınan asma yaprağını seçmek üst üste dizmek işinde de yine görevlendirildik,hem evimiz için hem de komşu evler için.Annelerimizin sohbetini dinler ikram edilenleri teşekkür edip kabul ederdik. Oyuna ne zaman kaçacağız diye sabırla işlerin bitmesini beklerdik.Neyseki salamura peynir işlerine bizi çağırmazlardı.Fıçı fıçı peynir basardı annelerimiz.Arada da yufka ekmek yapma etkinlikleri de olurdu.Mahallede mis gibi yufka ekmek kokardı.İlk pişen yufka ekmekler biz çocuklara yağ sürülüp yedirilirdi.Çocuklara kokmuştur denilirdi,biz oynarken anneler yufka ekmek pişirirdi.Biz çocuklarda arada bir yapılan bu yufka ekmeği çok severdik.Yine yaz sonunda kurutmalıklar yapılırdı.Sebzeler yıkanır temizlenir iplere geçirilir balkonlara camlara asılırdı.Mahallemiz rengarenk olurdu.Kuruyan kayısılarla ilgili de işlerimiz vardı,kuruyan kayısı çekirdekleri makinelerde kırdırılıp evlere getirilirdi.Bu defa da kayısı çekirdeklerini kabuklardan ayıklama işi başlardı.Bu işte de görevliydik yine biz büyük çocuklar,hem ayıklar hemde kıtır kıtır kayısı çekirdeklerini yerdik.Kayısı çekirdeği yiyerek büyüdük hepimiz.
Biz çocukken farkında olmadan kış hazırlıkları arasında ne çok anı biriktirdiğimizi bilmeden oyunun tadını çıkarırdık.Ben çocuklukten genç kızlığa geçerken her şey değişmeye başlamıştı ve eski hazırlıklar azalmaya başlamıştı zaten. Şimdi bahçeli evlerin yerinde apartmanlar var mahallemde.Hatta o mahallem daha da merkezi bir konuma getirildiği için mahalle olmaktan da çok uzaklaştı.Herkes şimdi marketten alıyor her şeyi, o kış hazırlıkları da anılarda kaldı sadece.Peki siz hangi anıları biriktirdiniz?
Sevil ATEŞ