27 Haziran 2020 Cumartesi

Bugün babalar günü

Bugün babalar günü.Benim babam da o zamanın diğer babaları gibi otoriter,kuralcı, kendi halinde,sevdiğini belli edemeyen bir babaydı.Beş kız çocuğu vardı,bir de en küçük olan oğlu,ama en çok benimle mücadele ederdi.Bizim hikayemiz diğer kardeşlerimin hikayelerinden farklıydı ve benim için özeldi.Onun kurallarına baş kaldıran evde hep ben olurdum çünkü.Her defasında koruma içgüdüsü ilan ettiği kuralına,bunu yapmak istiyorum diyen cesaretim ile kuralını delmeye çalışan benle uğraşırdı.Anneme hep,söyle şu kızına.......... diye başlayan cümleleri hiç bitmezdi böylece.Anneme afakanlar basardı ve aramızda kalan annem,bak baban bunu kabul etmez her dediğinde,babamın karşısına dikilip onu ikna eden yine ben olurdum.Saygısızlık yapmazdık hiç ama.Oturup kalkmamız bile büyüdüğümüz zamanın kurallarına uygun olarak yerine getirilirdi.Yatış kalkış saatlerimiz bile babamın kurallarına göre olurdu.Sofrada baba beklenir,yemek o gelmeden yenmezdi. Bir taraftan da hiç kıyamazdım ona.Zamanla evin ödenecek faturaları,banka işleri,çarşıdan alınacaklar hep bana geçti,sen dur ben hallederim derdim hep,kıyamazdım babama.5 kız çocuğunun içinde,küçük oğlu büyüyene ve ben evlenip evden ayrılıncaya kadar evin ikinci babası olarak onunla kararları beraber vermeye ve birbirimize destek olmayı başardık biz.Evde verilecek kararlarda,kardeşlerin eğitiminde, babanın sakinleştirilmesi ve yatıştırılması gereken durumlarda hep ben babamın yanında olurdum.Annem,kızım babanla bir konuş,beni dinlemiyor yine dediğinde babamı ikna eden ve evde ortayı bulan ben olurdum.Babam da kıyamazdı bana yada alışmıştı galiba;bir gece geç bir saatte şımarıklık yaptığımı bile bile basit bir isteğimi kırmamak için mahalle bakkalına kalkıp gitmişti ki unutmadığım bir anı oldu bana,babamın bu beklenmeyen anlayışı beni çok mutlu etmişti.Başka bir gün gereksizce ağlıyorum neden bilmem,annem susturmayınca babam geldi yanıma.Hemen susuverdim,onu görünce,endişeli görünüyordu,derdin ne kızım dedi.Sakinleştim hemen onları üzdüğüme üzüldüm sonra. Tayinim çıkıpta tek başıma Silifke'ye geldiğimde sık sık ziyaretime gelen babam seni sahipsiz sanmasınlar diye hafta sonları bende olurdu taki ben evlenene kadar.Şimdi de her daim kapımız sana açık,hayatta her konuda senin yanındayız diyen babam,babalar günün kutlu olsun.Annelik babalık ne kadar kıymetliymiş,şimdi sizi daha iyi anlıyorum.Türkü dinlemeyi çok seven babamın türkülerini duyunca,evimin içi babama dair anılarla doluyor hemencecik.Babaları sayesinde hayata dair güçlü bir duruş kazanırmış kızları.Bunu da zamanla öğreniyor insan.Bütün babaların babalar günü kutlu olsun.

Bir masalımız olmalıydı seninle

Sen benim bütün umutsuzluğumun içindeki tek umudumdun.Filiz verecektin içimde ve sen büyüyecektin,kocaman bir umut olacaktın.Seninle ben bir umudun tohumunu ektim ben hayata meydan okurcasına. Ben küçücük umudumu sana adamışken belki de sen kocaman olacaktın içimde bir yerde.Bir masalımız olmalıydı tam da bu umutların karşılığında,dilimizde,hayallerimizin ötesinde.
Bir masalımız olmalıydı seninle,evvel zaman içinde,Sen bir garip yolcu ağaca yaslanmış dinlenirken,Ben çiçekler toplayıp şarkılar mıraldanırken,göz göze gelmeliydik seninle. Ani bir rüzgarla yapraklar hışırdamalı,şimşekler çakmalıydı gökyüzünde, Sen kalkıp gelirken bana doğru,ben kendi yoluma doğru koşarak gitseydim, Sen yoluna devam etmek için arkanı dönüp gidecekken,vazgeçseydin yolundan, Ben yağan yağmuru izlemek için sığınmışken kuytu bir yere, Sessizce karşıdaki yoldan yine sen gelseydin uzaklardan, Elini uzatsaydın,gülümseseydin kocaman bana,el ele tutuşup,yağmurda ıslanarak yürüseydik, Masal bu ya periler uçsaydı etrafımızda,dileklerimizi dilek ağacına bırakıp,konuşsaydık uzun uzadıya seninle, Yağmur dinseydi sonra güneş açsaydı,sen bana ben sana gölge olsaydık, Ben yine çiçekler toplasaydım,ama çiçeklerden taçları saçlarıma sen taksaydın, Bir masalımız olmalıydı kalbur saman içinde, Develer tellal pireler berber iken sonra gökten üç elma düşseydi.Masal da böylece bitseydi.

18 Haziran 2020 Perşembe

Sabır taşı masalı

Hep duyarız dimi?Sabır taşı olsa çatlardı.Özellikle toplumsal olarak sabır etmesi gereken,yuvayı kurup devam ettirmesi,her zaman karşısındakini alttan alması gereken biz kadınlar bu terimi daha çok kullanırız hatta.Bizim sabır taşının bir masalı bile varmış.Hatta gerçekten sabır taşları bile varmış biliyor muydunuz?Eskiden dergahların önünde olurmuş.Dergahta çekilecek çileyi simgelermiş sabır taşları.Bir sabır taşı masalı öğrenmek isterseniz buyrun okumaya.Bundan yıllar önce yaşlı ve fakir bir kadının iyi yürekli, sevecen ve çalışkan bir kızı varmış. İyi kalpli kız yaşlı anasıyla birlikte çeşitli nakışlar, oyalar ve el işleri yapıp satarmış, geçimlerini böyle sağlarlarmış. İyi kalpli kız bir gün dikiş nakış işleri yaparken oturduğu pencerenin önünde uyuyakalmış. Akşamüstü karanlık çökerken pencerenin camına gagasıyla bir kuş vurmuş. Kız, bu tıkırtıyla birden uyanmış ve sesin nereden geldiğine bakarken camdaki kuşu görmüş. Kız, camdaki sevimli kuşa tebessüm dolu bir ifadeyle bakarken kuş birden konuşmaya ve kızla konuşmaya başlamış. Kuş, iyi kalpli kıza; karşına küçük bir sultan çıkacak, sultanın ölmüş olduğunu göreceksin, onun başında kırk gün yas tutup bekleyeceksin ancak sonunda muradına ereceksin demiş ve uçarak gözden kaybolmuş. Uykudan uyanır uyanmaz başına gelen bu işe şaşırıp kalan kız, pencerenin önünde öylece donup kalmış. İyi kalpli kız kendine gelince olup bitenin bir rüya olduğunu düşünmüş ve bu olayın üstünde fazla durmamış ve kimseye bu olayı anlatmamış. Ancak ertesi gün yine akşamüstü gün batarken kuş tekrar çıkıp gelmiş ve camın önüne konmuş. Kız hayretler içinde kuşa bakarken kuş yine aynı sözleri söyleyerek uçup gitmiş. İyi kalpli kız, o an önceki gün yaşadığı olayın gerçek olduğunu anlamış ve kuşun tekrar gelip onla konuşması üzerine korkmaya başlamış. Yaşadığı olayı yaşlı anasına anlatınca, anası bu işte bir iş var deyip başımıza bir iş gelmeden buradan göç edip gidelim demiş. Hemen eşyaları toplayıp, yanlarına biraz da yiyecek alan ana kız düşmüş yollara. Dere, tepe aşmışlar, ardlarına bakmadan gitmişler, sonunda yorulup bir ağaç dibinde dinlenmeye karar vermişler. Ana ve kızı, gece olunca derin bir uyku sarmış.
Tam uyurlarken onları takip eden kuş, kızı nazikçe kaptığı gibi doğruca dağların diğer yamacındaki saraya götürmüş. Sarayın camından içeri giren kuş, uyuyan kızı uyandırmadan bir odaya bırakıp sessizce çıkıp gitmiş. Bir süre sonra uyanan kız, kendini son derece rahat bir yatakta yatarken görünce çok sevinmiş ama bu sevinç birden korkuya dönüşmüş. Uyurken yanında anası olan kız, uyanınca kendini yanı başında hareketsiz bir şekilde yatan ölü bir delikanlının yanında bulmuş. Kız korkudan ne yapacağını bilemez, aklına birden evinin camına konan kuşun dedikleri gelir. Başına gelen bu durumun kaçınılmaz bir alın yazısı olduğunu kabullenen kız kendini duaya verir. İyi kalpli kız, günlerce ölünün başında durup dua eder. Günler birbirini takip eder ve aradan otuz dokuz gün geçer. İyi kalpli kızın odası deniz görürmüş. Uzun süre tek başına ölünün başında yas tutan kız yalnızlıktan sıkıldığı için geminin birine el sallar ve gemiyi durdurur. Geminin kaptanına bir kese altın veren kız, kaptandan kendisine yardım ve arkadaşlık edecek bir kadın cariye istemiş. Odanın camından ip sarkıtan kız gemiden aldığı cariyeyi odaya çekerek çıkartmış. İyi kalpli kız yanına aldığı cariyeye güvenerek ertesi gün bir nefes almak, dolaşmak için dışarı çıkmış ve ölünün başına gemiden aldığı cariyeyi bırakmış. Kız dışarı çıktıktan sonra birden, günlerdir hareketsiz yatan genç delikanlı hareketlenmeye başlar. Aslında bu delikanlı ölü kılığına bürünmüş bir şehzadeymiş. Amacı, ölümünün ardından kırk gün başında bekleyen ve sabredip yasını tutan, ona değer birisiyle evlenmekmiş. Uyanan şehzade karşısında gördüğü cariyeye kırk gün boyunca başımda sen mi bekledin diye sormuş. Cariye de bu soruya evet yanıtını vererek şehzadeye yalan söylemiş ve onu kandırmış. Hatta yanında bir de o an dışarıda olan yardımcı bir kızın daha olduğunu söylemiş, iyi kalpli kızı, şehzadeye yardımcısı olarak tanıtmış. Saraya dönen iyi kalpli kız olanlarını duyunca çok şaşırmış. Ancak yapacak bir şey olmadığını düşündüğünden olanlara boyun eğip kabullenmiş. Şehzade kırk gün başında bekleyen kişinin cariye olduğunu sandığı için onunla hemen evlenmiş.
Günler birbiri ardına geçmiş, derken şehzadenin Yemen’e sefere gitmesi gerekmiş. Şehzade, Yemen’e giderken onunla yalan dolan işler sonucu evlenen eşine, dönüşte bir şey isteyip istemediğini sormuş. Gözü paradan başka bir şey görmeyen eşi gelirken ona elmas küpe getirmesini söylemiş. Şehzade de bu isteğe olumlu cevap vermiş gelirken getireceğini söylemiş, odadan çıkarken kapıda gördüğü iyi kalpli kıza da bir şey isteyip istemediğini sormuş. İyi kalpli kız şehzadeye sağlıkla gidip dönmesini ve gelirken kendisine bir sabır taşı getirmesini söylemiş. Ayrıca şehzadeye eğer sabır taşını getirmeyi unutursan gemin yolda kalsın, bir adım bile ilerlemesin şeklinde bir beddua söylemiş. Şehzade bu sözlere ufak bir tebessüm edip yoluna devam etmiş. Şehzade Yemen’e gidip işlerini halletmiş, eşinin istediği elmas küpeyi almış ancak iyi kalpli kızın istediği sabır taşını unutmuş ve geri dönüş yoluna koyulmuş. Yolda geminin önünü kara dumanlar kaplamış, yelkenlerin rüzgarı kesilmiş, gemi olduğu yerde bir adım bile ilerlemeden çakılıp kalmış. Şehzadenin aklına birden kızın söylediği beddua gelmiş ve unuttuğu sabır taşını almadan geri döndüğü için böyle bir şeyin başına geldiğini anlamış. Şehzade geri dönüp sabır taşını almış. Geri dönünce eşine elmas küpeleri vermiş, kıza da istediği sabır taşını vermiş. Ancak şehzadenin içinde bir merak uyanmış, neden bu kızın sabır taşı istediğini öğrenmek istemiş ve kızın odasına gitmiş, kapının aralık olduğunu gören şehzade içeride kızın sabır taşı ile konuştuğunu görmüş ve onu gizlice dinlemeye başlamış. Zavallı kız, içindekileri, yaşadıklarını, cariyenin çevirdiği dolapları, sabır taşına bir bir anlatmış. Taş şiştikçe şişmiş, kız anlattıkça anlatmış, en sonunda sabır taşı da duydukları karşısında dayanamamış çat diye çatlamış. Başından geçen olaylara sabır taşının bile dayanamayıp çatladığını gören kız başlamış ağlamaya. Kızın anlattıklarını duyan şehzade derhal karısını saraydan kovmuş ve kuşun getirdiği iyi kalpli kızla hayatını birleştirmiş. Şehzadeyle evlenen kız, yanına yaşlı anasını da almayı unutmamış.

1 Haziran 2020 Pazartesi

Yeni NORMAL

Yeni normal beni bir heyecanlandırdı bir heyecanlandırdı ki anlatamam.Özgürlüğümüzü bir parçacık da olsa geri alabileceğiz.Ailece dışarıya çıkmak için günlerimiz var artık ve bazı planlar yapabileceğiz.Öyle avm ziyareti falan değil ama şöyle sakin bir yere gidip hep beraber vakit geçirebiliriz.Belki bir arkadaşımla bir çay yada kahve içmek istersem mesafeli masalarda maskeli de olsa görüşebileceğim. Şehirden şehire toplu ulaşım araçlarını şu an kullanmaya ihtiyacım olmasa da seyahat iznine bile sevindim.Dükkanlar açık,maskeleri ile insanlar sokaklarda,bu kadar normal bile beni mutlu etmeye yetti.İçim kıpır kıpır ne kadar bunaldık mecburi yasaklarda.Sosyal mesafeyi koruyarak özgürlüğümüze bir nebzede olsa kavuşabilmek beni çok mutlu etti.60 gün kadar çarşıya çıkmadım hiç, bazen izole yürüyüşler yaptım ama yinede mutsuzdum.Her yere bir sessizlik çökmüş her yer kimsesiz kalmıştı.Bu sene tatil planı da yapmadım gerek de yok diye düşünüyorum. Arada bir ailemde doğada mesafeli geziler klasik piknikler de yeter bana. Koronalı günlerde evde evimin tadını çıkardım ama insan doğasındaki özgürlük ve sosyal toplumsal ilişkiler beni de istekleri ile yorup bunaltıyordu.Bir haftadır daha mutlu hissediyorum evet .Evrene de pozitif enerji gönderiyorum.Siz de gönderiyor musunuz artık.Siz de mutlu musunuz benim gibi?