Bir kuş olup uçabilseydim çok çok uzaklara.
Memleketime doğru kanat çırpsaydım usulca.
Çatılardan maziye süzülsem,gençliğimi yine oralarda bulabilseydim .
Memleketim şimdi yaralı,tedirgin,üşümüş ve mutsuz.
Yürüdüğüm sokak,büyüdüğüm ev sarsılmış,korkmuş,sahipsiz kalmış.
Memleket doyduğundan çok doğduğun,yaşamı kucakladığın anıların adresiymiş.
Şimdi ben memleketsiz,memleket bensiz kalmış.
Memleketimin acıları yüreğimde bir düğüm olmuş,bugün dilime söz olmuş.
28 Ocak 2020 Salı
21 Ocak 2020 Salı
Öğretmen gibi kokmak
Öğretmen olmak neydi?Kocaman bir ortaklık, yaşanmışlıklar ve hayata dair dokunuşların ismiydi.Öğretmen olmak;öğreten olmak,eğiten olmaktı.En başta işini severek yapmak ile başlıyordu öğretmenlik.Sabırdı,sevgiydi,emekti. Tabiiki bir maaş karşılığı vardı ama öğretmenlik mesleğinin karşılığı olmayan duyguları da tarifsizdi.Öğretebildiğin her şey için sevinen, emeğinin karşılığını en çok öğrenenlerini gördükçe mutlulukla karşılayan kişiydi öğretmen.Her çocuğa sevgiyi ve ilgiyi eşit miktarda verebilmek ama bazen farklı ihtiyaçları olan çocuklara farklı fedakarlıklar yaparak onlarla da ilgilenebilmekti öğretmenlik.Sınıfa girince önce günaydın demeyi öğretmekle başlayan süreçte konuşma,görünüş,öğretme etkinlikleri ile öğrenciye örnek olmak ve öğretme isteğini sınıfta uygulabilmeyi hedeflemekti.Ortak varlığımız olan çocuklar için veliler ile yönlendirici,açıklayıcı,geliştirici iletişim kurallarına özen göstermekti.Sınıftaki dengeyi sağlamak,her öğrenci için aynı özene sahip olmaktı.Akademik öğrenmelerin yanısıra milli,insani,kültürel değerleri de öğretebilmekti.Öğrencilerine hayatı öğretmek ve onlarla yeniden hayatı öğrenmekti. Öğrencinin özel hayatındaki yoklukları,eksikleri için tamamlayıcı olmaya çalışmaktı.Öğretmeye çalışırken bir taraftan da yeni öğrenmeleri de öğretmenlik bilgi ve becerilerine dahil edebilmekti.Öğrencilerine bazen anne bazen baba olmak,sorunlarını çözmelerine yardımcı olmaktı.Bir tatlı gülüş,kocaman bir sarılma,bir kaç sevgi sözü ile çook çook mutlu olmaktı.Öğretmenler gününde emek verdiğin kocaman yürekli öğrenci ve velilerin tarafından öğretmenliğine verilen değerin tekrar tekrar hissettirilmesiydi.
Öğretmen gibi kokmaktı...
Öğretmenlikte on yedinci yılımdayım.Öğrencilerim daha minicik gibi ama hepsi akıl küpü.
Dün öğrencilerimin bazıları,özellikle kızlar bana gelip sarıldılar.Biri gelince diğerleri de geldi.Hiç duymadığım bir şey söylediler.Birinin başlattığı bu cümleyi, hepsi bir ağızdan söylemeye devam ettiler.
On yedi yılda ilk defa;
-Öğretmenim biliyor musun,aynı öğretmen gibi kokuyorsun" dediler.
-Nasıl yani dedim.Öğretmenler nasıl kokar ki?
Biraz düşündüler.Cevabı da biraz bildikleri gibi ifade ettiler sanki.Güzel,harika v.b. gibi cevaplar verdiler.Bu arada da çiçek koklar gibi beni koklama yarışına girdiler.
Ben şaşkın güldüm,onlar da güldü.Sanırım yıllar geçtikçe öğretmen gibi de kokmayı da başardım.
Abisinin öğretmeniyken beni iyice benimseyen,"benim pembe öğretmenim" diyen bana nergisler getiren küçük bir yakışıklım var benim.Neden pembe öğretmen derseniz,pembe başörtüsü daha çok taktığım için.Kırmızı takıncada "kırmızı başlıklı kız gibisin öğretmenim" diyen öğrencilerim de oldu.Koşulsuz sevgi çocuklara özel.
Öğretmen gibi kokmaktı...
Öğretmenlikte on yedinci yılımdayım.Öğrencilerim daha minicik gibi ama hepsi akıl küpü.
Dün öğrencilerimin bazıları,özellikle kızlar bana gelip sarıldılar.Biri gelince diğerleri de geldi.Hiç duymadığım bir şey söylediler.Birinin başlattığı bu cümleyi, hepsi bir ağızdan söylemeye devam ettiler.
On yedi yılda ilk defa;
-Öğretmenim biliyor musun,aynı öğretmen gibi kokuyorsun" dediler.
-Nasıl yani dedim.Öğretmenler nasıl kokar ki?
Biraz düşündüler.Cevabı da biraz bildikleri gibi ifade ettiler sanki.Güzel,harika v.b. gibi cevaplar verdiler.Bu arada da çiçek koklar gibi beni koklama yarışına girdiler.
Ben şaşkın güldüm,onlar da güldü.Sanırım yıllar geçtikçe öğretmen gibi de kokmayı da başardım.
Abisinin öğretmeniyken beni iyice benimseyen,"benim pembe öğretmenim" diyen bana nergisler getiren küçük bir yakışıklım var benim.Neden pembe öğretmen derseniz,pembe başörtüsü daha çok taktığım için.Kırmızı takıncada "kırmızı başlıklı kız gibisin öğretmenim" diyen öğrencilerim de oldu.Koşulsuz sevgi çocuklara özel.
Okul öncesi öğretmeni gibi hissetmek
Dört yıl lisans eğitimi ile üniversitede sen de diğer öğretmenler gibi belki de daha fazla emek çekerek öğrencilik hayatını geçirirsin.Okul öncesi öğretmeni olacaksın diye sana kimse üniversite de akşama kadar oyun oynatma ile ilgili bilgiler yüklemez.Anatomi v.b. dersler için tıp hocası sana latince bütün kelimeleri öğrendiğin dersler için biraz tıp eğitimi,matematik için matematik hocasından ileri matematik öğrenimi,ingilizce için ileri ingilizce eğitimi ve bilgisayar dersinde bilgisayar eğitimi dahil eğitimler alırsın.Bunların yanı sıra diğer arkadaşlarından daha çok ödevle boğuşarak daha çok masrafla üniversiteyi bitirirsin.Bitmek bitmeyen staj yerleri arasında yıllarca koşuşturursun.Arkadaşların sadece vize ve final dönemlerinde çok yoğun dönemler geçirirken bitmeyen raporlar,materyal hazırlama ile sen hep bir koşuşturma ile öğrenciliği bitirirsin.Onlar bile haline şaşırır "senin bölümün de çok yorucu derler" sana.Ardından kpss ile atandıktan sonra oh atandım (öğretmen) oldum diye mutlu olursun.Mesleğe adım atar atmaz ;anlarsın ki çok fedakarlık isteyen bir öğretmenlik kariyeri seni bekliyor olur.Mesela ;altı saat kesintisiz derse girip,ücretini bile eksik alırsın.Bir okul öncesi öğretmeni sınıftan ayrılamaz çocukları tek başına bırakamaz,bu durumu kabul eder fedakarlık yaparsın.Öğrencilerini zaten sınıfta yalnız bırakamazsın.
Eğer anaokulunda çalışıyorsan,yanlış algı yüzünden öğretmenliğin ikinci plana itilerek ;eğitimden önce yemeğini yedi mi?terledi mi?üşüyor mu?sıcak mı?soğuk mu?göndersem ilacını içirir misin? dediğinde sorulara;biraz kırgın ama öğrencilerin yaşları küçük olduğu anlayışla cevap verirsin.Sürekli materyal gerektiren bir eğitim programın olduğu için veliden yada okul idarenden sürekli taleplerde bulunmak zorunda kalırsın.Evdeki kullanmadığın ve kullanabilirim düşüncesiyle her şeye hazine gibi davranır,çocuklarının oyuncaklarını bile sınıflarında değerlendirmeye çalışırsın.İlkokul bünyesinde çalışıyorsan daha çok öğretmen gibi hissedersin.Çünkü orada velin sana daha bir öğretmen gibi davranır.Ne oyuncağa,ne materyala,ne de nefes almaya olan ihtiyacın bitmez.Bazen velin yüzüne yüzüne "aman hocam bu sene önemli değil,ama seneye ilkokul çok önemli,çok uğraşacağız,sen bizi idare et" bile der. Afallarsın önemsizliğin canını acıtır.Canla başla çalışır,olmadığı sanılan eğitim programındaki kazanımlarına ulaşmak için çabalar durursun.Tam sınıfın dikkatini toplayıp bir hikaye anlatacak olursun biri tuvalete gider,sonra hepsi gitmek ister,biri su içmek ister hepsi ister.Sabırlı beklemeyi öğretmen olarak tekrar tekrar denemeyi öğrenirsin.Çocukları parka çıkarırsın,"aman senin öğretmenliğin ne kolay oyun oynat dur "derler.Sınıf beslenme saatini gören;"oh yarım saat böyle geçiyor ne rahatsın" der.Etkinlik yaptırırsın;"senin iş kolaymış fotokopiyle çoğalt dağıt boyasınlar" derler.Derler de,derler.Sen sınıfına gelen o küçücük çocuğa neler neler öğretirsin de;meslektaşların bile seni anlayamaz bir türlü.Okul öncesi öğretmenliğini kolaycılık olarak görürler.Sen yalancıktan öğretmen onlar da gerçek öğretmen olurlar malesef.Oysa ki resim(sanat)
,dil,müzik,drama,fen,oyun,okuma yazmaya hazırlık ile ilgili bir çok kazanıma ulaşmak için eğitim veren öğretmenleriz biz de.Motor,sosyal duygusal,bilişsel,dil,özbakım becerileri ile ilgili kazanımlarımız var eğitim programımızda.Size farklı gelebilir ama belki biraz çocuk gibiyiz,belki duygu ve düşüncelerimizle de çoşkuluyuz.Bizi anlamakta zorluk çekiyorsunuz ama biz okul öncesi öğretmenleri 4-6 yaşındaki çocuklara öğretmeniz.Biraz çocuk gibi olmamız da sakınca yok zaten,olması gereken de bu.Bunlar şikayet değil,hele öğretmenliğim ile ilgili hiç şikayetim yok.Meslekte on yedinci yılımdayım.Çoğu okulda istenmeyen bölüm yada öğretmen olan okul öncesi öğretmenlerinin varlığın bile batar insanlara.Biraz toplumsal algı ile ilgili şikayetteyim sadece.Biz de gerçek öğretmeniz demek istiyorum nacizane.Ben mesleğimi seviyorum ve elimden geleni yapıyorum.Okul öncesi öğretmeni gibi hissediyorum.
okul öncesi beslenme saatleri
Okul öncesi öğretmenlerinin en zorlandıkları konulardan biri de öğrenci kahvaltı (ara öğün) saati ile yaşadıklarıdır.Eskiden toplu olarak yapılan şimdilerde ortak liste ile bireysel olarak hazırlanan beslenme listelerine uyum süreçleri ve bazen bu sürecin okulda bütün eğitim öğretimin önüne geçmesidir.Öğrenci sabahçıda olsa,öğlenci de olsa okula aç gelmemelidir ama genelde öğrenciler sabah erken saatte kahvaltı yapmak istemezler ve okula aç gelirler.Yada çok hafif bir şeyler tüketirler.Aile tarafından beslenme listesinde yazılı olan o güne ait beslenme hazırlanıp çocukla okula gönderilir.İşte sorunlar orada başlar ki,her çocuk ve veli ile farklılıklar zorlukları ortaya çıkarır.Veliler de uygulamalarına göre gruplara ayrılırlar ki,birinci grup veli asla beslenme listesine uymaz,canı ne isterse onu beslenme çantasına koyar.Diğer çocuklar hemen bu farklılığı fark eder öğretmenle bu konuyu tartışır aynı kuralsızlığı o da ister.Veliler bunu duyar,neden o kurala uymuyor der v.b.gibi sınıfta öğretmen zor durumda kalır,kurala uymayan veliyi uyarsa da veli buna aldırış etmez,bildiğinden şaşmaz.Veli alışkanlıklarını değiştirmez.İkinci grup veli beslenme listesine uyan sağduyulu velilerdendir ama çocuğu az yer yada yemek istemezse çocuğunun aç kalmasına üzülür,öğretmenle sık sık bu konuda iletişime geçer,sorunu çözmesini çocuğun beslenme çantasına koyduğu her şeyi bitirmesini sağlamasını talep eder,öğretmenin eğitimi bu yeme içme işlerinin arkasından gelir. Üçüncü grup veli ise sürekli beslenme listelerini eleştirir,çocuğunun en sağlıklı yiyeceklerle en doğru şekilde beslenmesinin sağlanmasını ister.Öğretmenin kendini beslenme uzmanı gibi hissetmesine neden olur.Bunların dışında çocuğa yetişkin porsiyonu ölçüsünde beslenme hazırlayan velileri de unutmamak lazım ki,çocuk o kadar yiyeceği nasıl tüketecek diye düşünmenize neden olurlar.Tabiki alerjisi ve diyabet sorunu olan çocuklara da farklı uygulamalar yapmak gerekir.Dünyanın obeziteyle uğraştığı bir zamanda çocukların iyice doymasını bekleyen velilerle aslında ara öğün olan kahvaltı saatleri süreçlerinde öğretmenin çeşitli tedbirler almasını ister.Her çocuğa ve aileye uyabilecek,hazırlanması ve tüketimi kolay,mevsime uygun,sağlıklı listeler hazırlamak için öğretmen beslenme uzmanı gibi büyük gayretler verir ama yine de amacına ulaşamaz çünkü kimse bu işin zorluğunu bilmez.Aslında çocuklar evde her istediklerinin kendilerine sunulmasından,farklı seçeneklere alıştırılmalarından,ailenin talimatları ile yiyecekleri tüketmekten okuldaki ara öğün saatlerinde zorluk çekerler.Her çocuk her aile ve yemek yeme alışkanlıkları farklıdır.Bir veli olarak benim de üç çocuğum var,onların okul öncesi ve ilkokul çağlarını yaşadım yaşıyorum.Çocuğumun kişisel beslenme alışkanlıklarını,eğitiminin önüne geçecek şekilde sorgulayarak bu konuya gereğinden fazla anlam yüklemedim hiç.Okulda yiyeceğini tüketmeyen çocuklarıma evdeki yemek düzenlemelerim ile takviyeler yaptım.Evde peşlerinden yemek koşturmadım.Acıktıklarında daha güzel yediklerinin farkındaydım çünkü.Çoğu zaman zayıf görünen çocuklarımın sağlıklı kiloda olduklarının farkındaydım.Anne babaları anlıyorum ama çoğu sağlıklı kiloda çocuklara sahipken neden yemek konusunda ısrarcı olmayı tercih ediyorlar ve zorlayıcı oluyorlar.Öğretmenler zaten sağlıklı ve dengeli beslenme ile ilgili çocuklara gerekli bilgileri verip kahvaltı saatlerinde öğrencileri için en doğru süreçleri yönetmeye çalışırken veliler de öğretmenlere daha yardımcı olmayı tercih etmeliler.
Bir garip aşk hikayesi
Genç kız oturmuş,arkadaşı ile koyu bir muhabbete dalmıştı.Gülüşüp konuşuyorlardı iki sırdaş arkadaş,oradaki en sessiz mekanı seçmişlerdi.Durağa giden yolun kenarındaki ağacın gölgesine sığınmışlardı.
Genç kız o sırada yola bakıyordu ve onu gördü.Daha öncede görmüş bakışları karşılaşmıştı.Genç kız hemen kız arkadaşına döndü,sessizce gülümseyip gözleri ile konuştular.Yakışıklı,uzun boylu,beyaz tenli,kendinden emin geçen delikanlı yine genç kızın gözlerinin içine baktı.Çarpışan gözlerde kıvılcımlar çaktı.O sırada delikanlı durak yoluna doğru yürümeye devam etti.
Genç kızın yüzü düştü hemen,işi bitmiş ve durağa gidiyordu demek.Onu bugün bir daha göremeyecekti o gün.Arkadaşı muzurca ona dönüp birbirlerinin gözlerinin içine baktıklarını gördüğünü söyledi.Ama genç kız üzgün bir halde,isteseydi gitmezdi,ben burada beklerken o nereye gidiyor ki diyerek sitemler sıraladı.Arkadaşının teselli eden sözlerine aldırış etmeden,benim için geri dönerse ancak o zaman çok mutlu olurum ve onun için ben de çabalayabilirim dedi.
Sanki gökyüzüne dua etmiş de kabul olmuş gibi söylediklerinden sonra,durak yolundan geriye dönen delikanlıyı gördü.Gözlerinde ışıltılar,yüzünde kocaman bir sırıtışla bakakaldı ona.Geri dönmüştü ve yanından geçip karşıdaki masalardan birine doğru gidiyordu.Genç kız da arkadaşı ile o tarafa doğru gidip,masalardan birine oturdu.
İki platonik aşık karşı karşıya masalardaydılar artık.Az sonra masaları arkadaşları ile doldu.İkisi de oturdukları masada,ne konuşulanları duyuyor ne de doğru dürüst sohbet edebiliyorlardı.Herkesin içinde ama sadece ikisi bulutların üstünde,gözleri birbirlerinin üstünde çakılmış,komik bir sırıtışla kalakalmışlardı.İş saati başlayınca masalar dağıldı,herkes gitti.Onlarda kalkıp arkadaşları ile oradan ayrıldılar.Genç kız o gün ilk defa gerçek anlamda aşık olduğunu anladı.O hep bahsedilen kelebekler onunda etrafında uçuyor,yüzünde hep aynı ifade ile sırıtıyor,kalbi de hızlı hızlı atıyordu.Aşk buymuş dedi,bu hissettiklerinin adıydı.Bu bakışlar aylarca devam etti ama delikanlı genç kızla bir türlü karşı karşıya gelip duygularını ifade etmiyordu.Bu durumdan sıkılan ve çöküntüye uğrayan genç kız bu aşkı kalbine gömmeye ve unutmaya karar verdi çünkü güveni sarsılmıştı.Neredeyse bir yıldır aşkının karşılığını alamamıştı.Artık delikanlıya bakmıyor,umursamıyor,içi yana yana onun olduğu yerden uzaklaşıyordu.Böylece aylar geçti.Bir gün iş dönüşü otobüsün camından bakarken,o çok sevdiği delikanlıyı bir kızın elinden tutmuş yürürken gördü.Uzun uzun şaşkın ve yıkılmış onlara baktı.Orada onu görmemişlerdi bile.Genç kız evine gitti,saatlerce ağladı,ah etti,hıçkırdı ama içindeki acıyı bitiremedi.Niye bu kadar acıyordu ki,kendine çok kızdı,niye bu kadar çok duygu yüklendim dedi ve kendisi için tekrar tekrar ağladı.Neden bu kadar değer verdim,neden diye düşünerek hatayı kendinde buldu.O günden sonra aşka bir daha bu kadar duygu yüklememeye karar vererek,yüreğinin acısını yavaş yavaş dindirdi.Bir garip aşk hikayesiydi işte onun ki.
Karne günü
Devir değişti.Ebeveyn olmak da değişti.Karne almak da çok değişti.Çocuklarımıza yoğunlaşmış hayatlar yaşıyoruz hepimiz.Bugün sadece 1.dönemin karne gününü yaşadık.Hatta bu günü yaşamak ve çocuklarımızın yanında olmak için çaba harcadık.Planlamalarımızı da ona göre yaptık.O saatte orada olmamız gerekiyordu.Çalışanlar için zaten planlama şansı da yoktu ama.Çocuğumuzun karne aldığı anı fotoğraflamak da en güzel karesi olacaktı bu günümüzün.Tabiiki öğretmenler de bu ihtiyaçtan doğacak bütün hazırlıkları yaptılar.Karneyi aldık,resimleri çektik,sosyal medyada da paylaştık.Bu günü güzel anılarımız içine dahil ettik.Hatta karne notları,alınan takdir teşekkür belgeleri varsa diğerleri,davranış notları hangisi bizi mutlu ettiyse onu da paylaşımlara dahil ettik.Doya doya karne günümüzü yaşadık bugün.Değişen zaman,teknoloji,ebeveyn rol anlayışımızla karne günleri de en özel ve en renkli günlerin arasında yer aldı.Devir değişti,şimdi bütün anne babalar çocuklarının iyi bir geleceğe sahip olması için okul başarısı odaklı oldu.Olmak zorunda da kaldıkları davranış tutumlarında da haklılar.Gelecek kaygısı.Bu yüzden karneleri sadece çocuklar değil sanki biz anne babalar alıyor gibiyiz.Çocukların akademik başarısı için çırpınıp dururken sonuçla da bire bir ilgileniyoruz tabii ki.Biz de eskiden karne alırdık sakin,sessiz,resimsiz,velisiz.Eve gidince karnemize bakar bir aferin derdi ailemiz.Başarı da bizimdi başarısızlık da bizimdi.Başarısız olanlar için evde farklı uygulamalar da olabiliyordu hatta.Hem veli hem öğretmen olarak bu günün çoşkusuna ben de katıldım tabiiki.Karne artık sadece çocuğun değil anne babanın da karnesi.Bu kadar çoşkunun içinde acaba çocuklarımıza başarıya her şeyden daha çok önem vermeyi mi gösterdik acaba.Bunu da bir durup düşünmemiz gerekiyor sanki.Karne önemlidir ama çocuklarımızın kişilik gelişimi çooook daha önemli.Başarıyı da,başarısızlığı da,mutluluğu da,mutsuzluğu da dozunda,abartmadan yaşayarak bitirelim bu günü artık.Doğru rol modeller olabilmek için.Hayatı daha iyi öğretebilmek için çocuklara.Herkese iyi tatiller.
12 Ocak 2020 Pazar
BİR GÖÇ HİKAYESİ
Yaylada yavaş yavaş gün doğumu olmuş,hava aydınlanmaya başlamıştı,griden beyaza dönen gökyüzü güneşi davet etmeye hazırlanıyordu.Yaz mevsimini uğurlamaya hazırlanan doğa,gelmekte olan sonbahara da kucak açmıştı.Yaylada iyice serinleyen hava sabah saatlerinde ürpertici bir şekilde rahatlatıcıydı.Yapraklar hafif esen rüzgarla dans ediyor,doğa aydınlanmak için sabırsızlanırken,gölgeler yavaş yavaş kayboluyordu. Güneşin yüzünü göstermesine sayılı saatler kala,karanlık kaybolmaya yüz tutmuştu,yaylalılar için gün çoktan başlamıştı.Yerleşik hayatın insanları derin uykularının tadını çıkarırken,doğayla iç içe yaşam süren yaylalılar uyanmış,çadırlarından çıkmış,telaşla sağa sola koşturuyorlardı.Erkenden güne uyanmış,sabah gün ağarmadan göç hazırlıklarına başlamışlardı.
Her güz ve bahar sonunda göç eden yaylalıları bağrında saklayan doğa ,göçe yine şahitlik edecekti.Yaylaların çocuklarıydı onlar,doğayla iç içe yaşam süren insanlardı.Yörük yaylalılar sabahın serinliğinde ;develeri,atları,eşekleri,keçileri ile yollara düştüler.Gün ağarırken,güneş yavaş yavaş gökyüzünde yerini almaya çalışırken bir göç hikayesi için kervan olmuşlardı çoktan.
Göç başladı,herkes yürümeye başladı.Yürüyordu yörükler , kışı daha iyi doğa koşullarda geçirmek ve geçim kaynakları hayvancılığı devam ettirebilmek için yürüyorlardı.Bir iki kere mola vererek öğlen saatlerinde sulak bir yer bulup çadırlarını kurdular.Göç demek sabah gün doğmadan çadırları söküp,develere sarıp,öğleye yakın uygun bir alanda çadırları tekrar kurmaktı.Ertesi sabah aynı şeyler yine yaparak,devam ediyorlardı göçe.O gün göçün ilk günü tamamlandı,çadırlar kuruldu,kilimler serildi,çadır sergileri yerleştirildi,kadınlar yiyecek çıkınlarından bazlamaları, peynirleri ve diğer yiyecekleri çıkardılar.Herkes karnını doyurdu,hayvanlar otlatıldı,dinlendirildi.Uzun bir göç yolculuğunun ilk günü biterken herkes ertesi güne uygun şekilde hazırlıklarını tamamlayıp, çadırlarına yerleşti.
Göç yolları belliydi zaten yörüklerin.Gece gündüz sürecek, geleneksel konar göçer bir göçtü onların ki.Yaşayabilmek ve var oluşlarını devam ettirmek için göçmek zorundaydılar.Geçim kaynakları hayvancılıktı,bütün varlıkları deve, davar ve deve sırtında taşınan ev eşyalarıydı.Yetiştirdikleri keçilerin sütünden tereyağı ve peynir yaparlar,yünlerinden de kıyafet örerlerdi. Yörük kültürünün son temsilcileri geleneksel hayatlarına devam ediyorlardı.
Göçün ilk akşamında yıldızlar gökyüzünde ışıldıyordu. Geceleri evrenin sonsuzluğuna binlerce yıldızı seyrederek tanıklık ediyorlardı.Gece gökyüzünü inceleyip hava tahmini ile bir gün sonra göçlerine devam edebileceklerine karar verip,çadırlarına çekildiler.Herkes derin bir uykuya daldı.
Ertesi gün yayla yollarında ;farklı ağaç topluluğundan oluşan yemyeşil orman dokusunda, kır çiçeklerinden yayılan kokuların ve çayırlıkların içinden geçerek yürüyüşlerine devam ettiler.Günlerce yol alan,göç kervanı sonunda son hedefine ulaştı.Göç bitmişti artık, kışı geçirecekleri konaklama yerlerine varmışlardı.Çadırlarını kurmaya başladılar.Çadırların kapı kısmı güneye açılıyordu. Çadır girişinin sağına yatak eşyaları,karşısına yiyeceklerin saklandığı çuvallar dizilirdi.Çadırın girişin hemen solunda ocak bulunurdu.Geriye kalan tek yöne de çeşitli giyecek ve kıymetli eşyaların saklandığı ala çuvallar dizilirdi.Yer döşemesine keçeler serilirdi. Çadırlarını bu düzende itinayla hazırlardı yaylalılar.
Yörükler çadırlarını birbirinden uzak mesafelere kurarlardı. Bunu hayvanların birbirine karışmaması için yaparlardı. Ama yine de her sürü kendi çadırını bilir;akşam otlatıldıkları dağdan dönünce doğruca kendi çadırlarına giderdi.Yayla çiçekleri sarı sarı parıldıyor, çiçekler rüzgarla dans ederken çocuklar sevinçle zıplıyor,hopluyor,oynuyorlardı.Uzaklardan keklik şakımaları duyuluyor ve yaylada bir gün daha bitiyordu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
