24 Kasım 2020 Salı

Babamdan sonra...

Her sabaha kalbim acıyarak uyanıyorum babam.Boğazım düğüm düğüm hep.Eksik hissediyorum,
biliyorum ki bu eksikliğim tamamlanmayacak.Sen gittin,ben yarım kaldım.On yedi yıl önce evden ayrıldım,uzaklara gittim.Ama sen oradaydın,ben sana uzak olsam da sen hep ordaydın.Bir telefon kadar uzaktın bana,şimdi ayrı dünyalardayız,dilerim ki orada mutlu ve huzurlu olursun.
Şimdi bende anneyim baba,iyi olmam gerek biliyorum.Anneler ve babalar metanetli olmak zorundalar.Ama acıyor kalbim,acın çok taze.
Dua ediyorum sana,en çok da türkülerini dinliyorum.Ne çok severdin türkü dinlemeyi babam,bana mı miras bıraktın.Dinledikçe ağlıyorum babam,durduramıyorum kendimi.
Neden diyorum bu zamansız gidiş,bütün gidişler kabul edilmeye uygun değil insan tarafımıza ,ben neyi sorguluyorum,onu da bilmiyorum ki zaten.
Çok güçlü sanırdım kendimi,acılarla rekabet eder,onları mat ederdim,hiç bir acının beni eline geçirmesine izin vermezdim,bunu da senden öğrenmiştim.Annem ne kadar umursamazsın kızım,sen mutlu bir hayat yaşayacaksın derdi.Doğruydu da.En zor günlerimde kolayca ayağa kalkıp,hayata meydan okudum  hep.Sende öyleydin babam,senden öğrendim.
Hayatın; hayatı ciddiye almamakla,küçük mutluluklarınla,dostlarınla,şakalarınla geldi geçti.
Ben güçlü olmayı,hayatı ciddiye almamayı,her zaman gülümsemeyi senden miras aldım.
Gençlik resimlerine bakarken,derin bir iç çekerdin babam.
Ne taraftarı olduğun bir futbol takımı ne de siyasi bir partin vardı.Hiç bir konuda abartın olmazdı.Bunu da senden öğrendim.Herkesi her şeyi olduğu kabul etmeyi.Bir tek türkülerin vardı,vazgeçemediğin
Pes etmemeyi,boş oturmamayı,sürekli üretmeyi de senden öğrendim ben.Geç kaldığın her şeye yetişmek için tekrar tekrar çaba harcamayı da.
Çok düzenliydin,dağınıklık sevmezdin hiç babam,onu da miras bıraktın bize,bütün çocuklar şimdi çok fazlasıyla düzenli.Bunu hepimize alışkanlık bırakıp gittin babam.
Sen çok farklıydın babam,kendi farklılıklarını bile fark etmeden göçüp gittin bu dünyadan.
Şimdi sana bu yazdıklarımı okusaydım ne çok mutlu olurdun,beni ne kadar iyi tanımışsın derdin,tebessüm ederdin.
Seni yazdığım için benimle gurur duyardın,varlığında  konuşulmayanları yokluğunda yazmak içimi acıtıyor babam.
Hastaydın,aradığımda,niye hiç şikayetlenmedin babam,niye hastalığına bile tamah ettin.Gel kızım demedin,ben geldim ama seni getirmedim babam,sen gitmeye karar vermiştin sanki.
Ben hep umutla bekledim,umutların tükenmesine bile izin vermedim,gelecek dedim,gelecek, ama sen gelmedin .
Sen yoğun bakımda yaşam mücadelesinde iken biz;çaresizlikle,sabrımızı yoğurup dualarla umut ederek bekledik seni
Bütün duygularımızın karmaşasıyla artık duygularımız da hissedemez olduğumuz ve acıdan uyuştuğumuzu fark ederek bekledik seni.
Yaşadıklarımız algılamaya çalışan zihnimizin bunlar gerçek mi,değil mi diyen sorgularının cevapları ile yüzleşmeye çalışarak bekledik seni.
Çaresizliğe inat eden umutla ,tükenmişliğe inat eden sabırla ,neden demek yerine kader diyebilmenin tesellisiyle bekledik seni.
İlk kaybedişi,ilk çaresizliği,ilk vedayı yine senden öğrendik.Senden ne çok şey öğrendik,emanetlerin emanetimdir,sen rahat uyu babam.







Babam

 Hep seni düşünüyorum biliyor musun,hissediyor musun babam,

Elim kolum kalkmıyor yerinden,ne çayın,ne yemeğin tadı var günlerdir,
Gözlerim acıyor,en sevdiğin türküleri dinliyorum,hep seni düşünüyorum,
Seni düşünürken ne çok benzerliğimizi buldum bir bilsen babam,
Annem duymasın ama ben en çok sana benzemişim,
Özlemedin mi evini,mahallede oyalandığın terzi dükkanını,
Seni soranları,Celal amca gelecek diyenleri de mi duymuyor musun,
Hep şakacıydın,yine mi şaka yapıyorsun,ama bu çok acıtıyor babam,
5 kız çocuğunu bir erkek çocuğuna emanet ederek gitmişsin,yoğun bakıma,
Girdiğin yoğun bakımdan neden çıkamıyorsun babam,
Oysaki sen hiç yerinde duramazdın,hep bir iş bulurdun kendine,yatmaktan da mı yorulmadın,
Daha çok planın vardı,oğlundan torununu sevecektin,onları da mı unuttun,
Ben buradayım,hep arkandayım kızım derdin onu da mı unuttun,
Mahalledeki beslediğin kedi köpekler dükkanın önünden ayrılmıyor onlar için de mi gelmeyeceksin,
Fakir fukaranın terzi işlerini kim yapacak şimdi,onları da mı düşünmüyorsun,
Annem evde tek başına,oturduğun koltuğa bakıyor,akşam eve geliş saatini bekliyor yine,
Durumu kritik diyorlar,bizi çok üzüyorlar,üzülmemizi istemezdin hani,
Hepimiz duayla sabırla bekliyoruz gel artık babam gel.

23 Eylül 2020 Çarşamba

Korona ile değişen hayatlarımıza uyum sağlamak zorundayız

 Uyum sağlamak zorundayız

Değişen hayatlarımızı yaşıyoruz bu günlerde.Ne kadar da güzelmiş normali yaşamak dediğimiz günlerdeyiz.Ah o rutinlerimiz ve ah o eski günler.Değişen her şeye alışmayı öğrenmeyi öğreneceğimiz dönemlerdeyiz.Plan yapamıyoruz,kararlar veremiyoruz,belirsizliklerle yaşamaya devam ediyoruz.Ama bize en kötü gelecek şey umutsuzluğa kapılmak aslında.Hepimiz normali istiyoruz ama normal bize nasıl gelecek cevabı yok. Normallerimiz hatta rutinlerimiz değişecek gibi görünüyor.
Daralmanın zamanı da değil,her çözümsüzlüğün içinde çözümlerle devam etmeyi öğrenmek zorundayız.
Rollerimiz çoğaldı,evlerdeki öğretmen,sokaktaki duyarlı vatandaş,teknolojik insan olmak zorundayız.Uyum göstermeyi öğrenmedikçe mutlu olmamız da imkansız.
Hobilerimizi,alışkanlıklarımızı,keyif aldıklarımızı farklılaştırmamız gerektiğini öğrendik,öğrenmek yetmiyor ama uygulamada isteksiz olursak hayat bizi yormaya devam edecektir.
İnsan olarak kendimizi ve iç dünyamızı geliştirmemizin,ailemiz hatta tüm dünya için daha fazla fedakarlık yapmamız gerektiğinin de farkındayız.Dünyada yaşanan ilk salgın bu değil ve belkide son da olmayacak ki dileğimiz olmamasıdır ama bunu yaşayan nesil olduk.O korona gidecek,elbet gidecek.Uğurlamak için hayaller kuruyoruz.O gidene kadar üretici,bilinçli,gelişime açık olmaya devam etmek zorundayız.
Sağlık çalışanlarından sonra en büyük görev yine,üretmeye devam eden diğer çalışanlara,eğitim konusunda öğretmen ve ilgili anne-babalara düşmektedir.

Yine Eylül.Yine hazan.Korona ile gelen ilk sonbaharımız

Korona ile gelen ilk sonbaharımız bu;

İlkbaharı yaşamadan, yazı da bitirip,sonbahara geldik umutla.Umutlarımız çiçek açmadan sararan yapraklara döndü.Yine de inatla yeni umutlarla ilkbaharı karşılamak bizimle olsun.Hayaaaaat...
Bu Eylül yapılacak ve yaşanacaklarımız var, çünkü hayat ne getirecek,ne götürecek artık iyice karmaşaya neden oldu yaşamak.
Bu Eylül sadece çay,kahve,kitaplar değil yapılacaklar.
Yağmurları bekliyorum şemsiyesiz yürüyüşler yapmak için.
Rengarenk yaprakları bekliyorum ,dokunmak ve hayran kalmak için.
Rüzgarları bekliyorum,özgürlüğümü hissetmek için.
Kuru yapraklarla oynamak,su birikintilerinden zıplamak,şiirler yazmak sonbahara,kahve yada çay eşliğinde yağmuru seyretmek,
Gökkuşağı görmek ve çocuk gibi sevinmek,
Her anın tadını çıkarmak ve küçük mutluluklar,
Okuluma gitmek ve sağlıklı olmak
Herkesin sağlıklı olduğunu görmek istiyorum
Sonbahar sanatçı mevsim,hayatımıza küçük mutluluklar getir bize,büyük büyük değil küçük küçük mutluluklar getir.
En büyük mutluluk sağlık,bize sağlıklı günler getir.


Üzülmeyin,Okul öncesi öğretmenlerim,neden derseniz?

 Sosyal medyada hep üzgün,unutulmaktan kırgın, önemsenmemekten muzdaripsiniz ama üzülmeyin,boşverin.Ben size sizi anlatayım,Mart ayında başlayan corona virüs sürecinde uzaktan eğitim de en güzel uygulamaları sizler de yaptınız.Her gün velilerinize eğitim bültenleri hazırladınız,gruplarda ve sosyal medyada kendinizi geliştirmek ve en öğretici eğitim materyallerine ulaşmak için çalıştınız,bunları öğrencilerinize aktarmak için sınıf gruplarında oldukça aktiftiniz.

Eba zorunlu olmasa da, Eba'daki sınıflarınız da eğitimler yapıp,olmayan canlı dersleriniz için farklı programlarda öğrencilerinize ulaşmaya çalıştınız.Velilerinizi ve öğrencilerinizi uzaktan eğitime devam etmeleri için sürekli motive etmeye çalıştınız.
Okul öncesinin önemini anlatmaya çalışmaktan vazgeçmediniz.Sanıldığının aksine,lisans mezunu olduğunuzu,hatta eşit ağırlık puanı ile öğretmenliği kazandığınızı,kpss'ye girdiğinizi,diğer öğretmenlerle aynı süreçlerden geçerek öğretmen olduğunuzu usanmadan anlattınız.
Siz zaten çok yetenekli ve çok beceriklisiniz.
Sınıfta biraz ressam,biraz dramacı,biraz deneyci,biraz anlatıcı,biraz matematikçi,bazen tiyatrocu,biraz beslenme uzmanı,bazen oyuncu .........daha yazamadıklarım varsa da,çoğu veliniz ve öğrenciniz için okul öncesi dönemde yaşam koçu olup bütün hayatlara dokundunuz.
Hopladınız,zıpladınız,kahkahalar attınız öğrencilerinizle,en sevimli ve en mutlu yine siz oldunuz.
Öğretmenliğin keyfini en çok siz çıkardınız galiba,içinizden geldiği gibi,çocukça ve en doğal halinizle.Bunun keyfi paha biçilemez elbette.
Duydum ki etwinningte de en yoğun çalışan gruptaki öğretmenlerdensiniz,daha ne olsun.Başarılı projeler yürütüp harika eğitim çalışmaları uyguladınız.
Velilerinize ve öğrencilerinize sürekli rehberlik ettiniz,eğitimini aldığınız çocuk psikoloji ve tecrübelerinizle öğrencileriniz de hep kazanımlarla ilerleme kaydetmeye çalıştınız.
Bence çok değerlisiniz,siz kendi kıymetinizi bilin,biz bizi biliriz,her branşta olduğu gibi iyi yada kötü örnekler vardır ama bence okul öncesi öğretmeni ilk göz ağrıdır ve eğitimin temelidir.
Bunu bilmek ve uygulamak da bize yeter zaten.

14 Ağustos 2020 Cuma

Psikolojimizin sınavdan geçtiği bir dönemdeyiz hepimiz.

Psikolojimizin sınavdan geçtiği bir dönemdeyiz hepimiz.
Geriye dönüp bakınca geçirdiğimiz bu süreç bizi sınavda gibi hissettirirken,cevaplara hakim olmadığımızı ve soruların hiç bilmediğimiz yerden geldiğini fark ettirdikçe bazen tükendiğimizi de hissediyoruz.
Çin de korona adında bir virüs çıkmıştı ve haberlerden izlediğimiz,bize çok uzak olduğunu düşündüğümüz bu virüs bütün dünyada salgına dönüşerek,bütün endişelerimizle birlikte ülkemize de geldi.
Okulların tatili,sokağa çıkma yasakları,covid 19 tedbirleri derken şaşkınlıkla beklemeye başladık.Normal ne zaman tekrar bizim olacaktı.
Hayatımıza yeni kelimeler,yeni yaşama biçimleri dahil oldu.Sabırla beklemeye devam etmemiz gerekiyordu.
Kendimizi tanıdığımız ve yaşamımızı yaşamayı öğrendiğimiz günden beri öğrendiğimiz her şey alt üst olmuştu.
Haberler,istatistikler,evde yaşam,uzaktan eğitim,kendine dönüş derken yeni normal geldi.
Çok mutlu olduk,normal bize yeni normal olarak yaklaşıyordu.
Bu sıkıntılı günlerden sonra yeni normale kucak açtık.
Sürekli konuşulan senaryolar,tahminler,gidişat,salgının tekrardan hortlaması,yeni çözümler bu günlerde bizi tekrar sarstı.
Normale kavuşacağımızı zannederken yeni normalle kala kaldık yine.Belki de yeni normalimize de veda etmemiz gerekebilir.
Herkes mutsuz.Bazıları umutlu,geçecek ama yaşamamız gereken devam eden bir süreç içindeyiz diyor.
Bazıları umutsuz bu bir başlangıç daha zor günler yıllar bizi bekliyor diyor.
Koşuşturmacalarımızı özledik,planlar yapmayı,şikayet ettiğimiz bütün rutinlerimizi özledik.Ne kadar kıymetli olduklarını anladık,onları çok özledik.
Endişelerimiz çoğaldı,karmaşadan yorulduk,belirsizliklerle gerildik evet psikolojik bir sınavdan geçiyoruz hep beraber.
Her şey gerçek olamayacak kadar hayallerin ötesinde bir hikaye gibi ama bu bir gerçek yaşam hikayesi oldu bize.
Bugünlerde psikolojimizi korumalı yeniden umuda tutunmalıyız.Buna çok ihtiyacımız var.
Sorular çok zor,cevapları da bilmiyoruz ama bir sınavdayız.
Sadece üretken olmak kurtaracak bizi.Öncelikle Covid 19 kurallarına uymak,ailemiz için,evimiz için,kişisel gelişimimiz için üretken olmak kurtaracak bizi.
Rutinlerden yapmayı ertelediklerimizi yapmak,kendimizi telkin etmek ve evrene olumlu düşünceler göndermek,duaların şifasına sığınmak,ihtiyacı olanlara yardım etmek belki de bize en iyi gelecek.
Ailemiz için yapamadıklarımız,yetiştirmeyi ertelediğimiz çiçekler,evdeki öğretmen olmak,kısa yürüyüşler,okumaya devam edeceğimiz kitaplar bize iyi gelecek.
Psikolojimizin sınavdan geçtiği bir dönemdeyiz hepimiz.


13 Ağustos 2020 Perşembe

Covid 19 süreci kurallarını önemseyenlerin neden oldukları...

Eğitim sadece okulda verilemeyeceğini Covid 19 süreci ile hep beraber gördük.Eğitimin ailede başladığını da.Koskocaman yetişkinlere maske kullanımı,covid 19 tedbirlerini öğretemediğimiz bu süreçte yine eğitimden eksilmek zorunda kaldık.Oysa ki en büyük ihtiyacımız eğitim eksikliğimiz zaten.
Özdenetim,otokontrolün küçük yaşlarda ailede verilmesi ve okulda desteklendiğini biz biliyorduk ama size anlatamadık.
Toplumumuzda; eğitimi,çocuk terbiyesini,akademik başarıyı okul ve öğretmenlere yükleyenlerin de, basit kurallara uyum sağlamada bile ne kadar zorlandıklarını gördük.
Öğretmenlere yatıyor diyenler,bizleri dert edineceklerine kurallarla yaşamaya uyum sağlasalardı da bizde okullarımıza kavuşsaydık ,bizim derdimizden onlarda üzülmeselerdi bu kadar keşke.
Bencillik,ben duygusunun getirdiği son noktadayız şimdi.
Biz ile büyüyemeyen,sorumluluk verilmeyen,kurallara uyum göstermede zorlanan kocaman bir aileyiz ama hepimiz birbirimizden bihaberiz.Başarıya ulaştık,okullar açılmıyor.
Sahillerde,plajlarda,düğünlerde,sokaklar da covid 19 sürecinden önceki hayatını yaşayanlar tebrikler size,okullar açılmıyor,başarınızla gurur duyun.Sadece sorun okulların açılmaması değil,virüsü yaygınlaştırarak aldığınız günahlar.
Hastalığı bulaştırdıklarınız,eğitimine engel olduklarınız,sağlık sektörüne verdiğiniz hasarlar liste çok uzun daha.
Eğitim şart,eğitim şart,ama eğitim ailede başlar,eğitimde ilk rol modeller ve doğru örnekler aile bireyleridir.
Ben memleketime bile gitmeyi göze alamazken,tatile çıkamazken,sosyal hayatımı oldukça sınırlamışken,hem mesleğime hemde çocuklarımın eğitim hayatına sekte vuran herkese hakkımı helal etmiyorum.Bütün hakların bedelini nasıl ödeyeceksiniz?Mutlu musunuz?Kime söylüyorum ki?Zaten anlasaydınız bunları da yapmazdınız .Çok eğitimsizsiniz çook.

11 Ağustos 2020 Salı

Okullar açılacak mı? Veli kaygı durumları!

Okullar açılırken veli kaygı durumları
Okullar açılsın mı,açılmasın mı?Veliler bu konuda oldukça kaygılı ve süreci merakla takip ediyorlar.
Hepimizi ilgilendiren ama  nelerle karşılaşacağımızı bilmediğimiz bir süreçteyiz.
Uzun süredir normalimizden uzaklaşmak ve özgürlüğümüzü küresel bir soruna dönüşen bir virüse kaptırmış olmak zaten hepimizi çok yordu ve üzdü.
Çocuklarımızın en temel hakkı olan eğitim hakkını da elinden alan bu virüsle birlikte, durumu telaffi etmek için uzaktan ve online eğitim süreçlerine dahil olduk.
Bu sırada bütün anlatılanlara,açıklamalara rağmen koronavirüs tedbirlerine uymayan yetişkinlerin sorumsuzca davranışları nedeniyle,yaz tatili boyunca da virüsün yayılımı ile tedirgin olmaya devam ettik.
Tatil süreci boyunca ,özellikle yeni normal sürecinde toplumun büyük bir kısmı kuralları unutup korona yokmuşcasına sürece oldukça duyarsız yaklaştı,salgının devam etmesine neden oldular.
Bir taraftan da bu süre zarfında yuva,kreş,etüt merkezleri gibi özel kurumlarda eğitim başladı ve Covid 19 tedbirleri ile eğitim ortamlarına normal seyrinde devam ediyorlar.
Sırada devlet kurumlarında başlangıç yapmak.Veliler tedirgin ve kaygıları devam ediyor,çünkü bilinmezliklerle tereddütler de artıyor.Öncelikle ailelerin kendi kaygılarını kontrol altına almaları ve durumu yönetebilme ile ilgili çözümler üretmesi çok önemli.Eğer anne- baba panik halinde ve kaygılıysa çocuklar da kaygılanabilir.Özellikle okul öncesi dönemdeki çocuklar,bu durumları somut olarak anlamlandıramazlar ve olayları ebeveynlerinin davranışlarına bakarak yorumlarlar,taklit ederler,hatta daha fazla olumsuz duyguyla baş etmeye çalışırlar.Ebeveyn kaygılı,endişeli ve stresli ise çocuk da benzer bir tutum içine girerek,psikolojik olarak etkilenir.
Eylül ayı yaklaşırken eğitim ile ilgili çözümler aranıyor.Farklı gelişmeler ile ilgili farklı senaryolar,planlamalar yapılıyor.Çözümler için sürekli çalışmalar deva ediyor.Belki de bazı gruplar için okullar açılacak.Düşünülen grup en küçük yaş grupları olabilir.Aileler hem çocukların okula devam etmesini istiyorlar hem de korona virüs ile ilgili kaygıları ile baş etmeye çalışıyorlar.Hiç bir şeyi umursamayan bir grupta var maalesef ki en tehlikeli grup bu grup,bu grup gözle görmedikleri virüsü yok sayarak yaşamaya devam ediyorlar.Çoğu insan da korona virüs önlemlerini bırakmış durumda ve çocuklar dışarıda,her yerde aslında.Halen kurallara uyan kendini ve çocuğunu korumaya çalışan duyarlı olan başka bir grup daha var.Ama bu grubun içinde oldukça kaygılı,çok endişeli ve stresli olan ailelerde mevcut.
Peki okullar açılınca ne olacak?
Okullar açıldığında çocuğunuz okula devam edecek grubun içinde yer alıyorsa,okullar ve öğretmenler bakanlığın belirlediği kurallara göre sürece başlangıç yapacaklardır zaten.
Bütün öğretmenlerin öncelikli konusu hijyen,maske kullanımı,bireysel çalışmaların ön plana çıktığı eğitim programları olacaktır zaten.Öğretmenler çocuklardan daha çok risk altında ve onlar sınıflarda öğrencilerle Covid 19 eğitimine de önem veren olacaklardır.Yanı sıra öğretmenlerin,ailelerin bilgilendirilmesi ve eğitimi ile de ilgilenmeleri gerekecektir çünkü;asıl önemli olan çocukların okul dışında evde,ailede,kendi sosyal çevrelerinde koruyucu önlemlere dahil olup olmadıklarıdır.
Şimdi okul hayatında özellikle küçük yaş grupları ile;özel el yıkama etkinlikleri,maskelere uyum sağlama çalışmaları,bireysellik,dezenfekten ürünleri kullanma,temizlik,havalandırma,açık hava etkinlikleri  gibi çalışmaları daha da  fazla yer alacaktır.Küçük çocuklar kurallara daha iyi uyan,normalleştiren bir gruptur aslında,önemli olan aile tutumlarıdır. Bu süreçte velilerde daha da dikkatli olmalı,hem kendi çocuğu ,hem de diğer çocuklar ve okul çalışanları için Covid 19 ile mücadelede üstüne düşeni yapmalıdır.

Bu süreçte önce ebeveynlerin kendi kaygı süreçlerini doğru şekilde yönetmeleri gerekmektedir.
Çocuklar anne ve babalarından dinledikleri,gördükleri ile duygularını kendi iç dünyalarına göre şekillendirip kaygıları ile baş etmeyi öğrenmektedirler.
Bu yüzden veliler öncelikle aşağıdaki durumlara dikkat etmelidir.
- Bilgi edinme:Coronavirüs hakkında doğru kaynaklardan bilgi almak.
- Dinleme:Çocuklarını dinleme ve görüşlerine saygı gösterme.
- İzin verme:Çocuğun salgın hakkında merak ettiklerini istedikleri zaman sormasına izin verip,çocuğa uygun mantıklı cevaplar verme.
- Normalleştirme:Salgın hakkında aşırı kaygılı ve üzgün görünmemeye dikkat etmek,doğru rol model olmak.
- Güven verme:Gerekli önlemleri aldığınızı ve almaya devam edeceğinizi göstermek
- Rahatlatma: Her zamankinden daha ilgi,yakınlık ve şefkat gösterme.
Öğretmenlerin,Covid 19 sürecide evde olmaları ve uzaktan eğitim yapmaları bilinçsiz insanlar tarafından tatil anlayışı ile dile getirildi.Oysa ki;öğrencilerinden ayrı kalan öğretmenler,yüz yüze yapamadıklarını uzaktan eğitim ile yapmaya çalışarak süreci yönetmede ailelere ve öğrencilerine yardımcı olmaya çalıştılar.Hiç bir öğretmen,tatil diye adlandırılan bu evde kalışta mutlu değildi çünkü herkes gibi onlarda normal hayatını çok özlüyor ve okullarına dönmek istiyorlardı.
Süreç nasıl gelişecek,ne olacak henüz belli değil ama panik,korkuya kapılmadan bekleyeceğiz.Her duyduğuna inanmak,abartmak,sürekli kaygılanmak da bize iyi gelmeyecektir.Gelişmeler bize ne gösterecek.Hep beraber öğreneceğiz.


10 Ağustos 2020 Pazartesi

Neden kadın cinayeti?

Bugün yine bir kadın veda etti hayata.Bu haberler olağanlaşmaya başladı,neredeyse ve bu durum gerçekten çok korkutucu.Kadın cinayetine tepki gösterenler de hep kadınlar yine.Bu duyarsızlık neden?bu durum toplumsal bir yaraya dönüştü çoktan.
Kadın cinayeti haberleri mi bu cani erkekleri cesaretlendiriyor,ben de yapabilirim mi diyorlar?Rol model mi alıyorlar?Bir cesaret mi geliyor?Erkeklik egoları bünyelerin de gereğinden fazla mı,nedeni nedir ya?
Birine bu kadar mı muhtaçsın da,ya benim ya toprağın diyorsun,sen neyin kafasını yaşıyorsun?Dinini mi bilmiyorsun,bir cana kıyamazsın.Kültürünü mü bilmiyorsun kadın senin en kıymetlin.Kendine mi özgüvenin mi yok,bir insana bu kadar kafayı takıyorsun.Bir kadınla bir ilişkiyi sürdüremiyorsan normal şekilde yolunu mu ayırmaya becerin mi yok?
Neden bu katil olma merakı?Öldürmek nasıl bu kadar kolay?
Tüm bu cinayetlerin nedenini,niçinini bilemeyiz,kim suçlu,kim suçlu değil,nasıl bir olay içindeler onu da bilemeyiz ama gerçek şu ki,toplumda katil olma potansiyeli taşıyan ve bunu normalleştiren bir kesim var.
Kadın cinayetine ılıman bakan,kim bilir kadın ne yapmıştır diyen hastalıklı beyinler de aramızda gezerken kadın olmak mı tek suç.
Olmuyorsa olmuyordur,herkes yoluna gidip ve hayatını sürdürebilir.Kime kimseye muhtaç değildir,kimse kimsenin olmazsa olmazı da değildir.Önce bunu öğretmek gerek.
Nasıl bir idrak bu?Katil olmaya ve ölüme bu kadar yakın olmak?
Ne kadar da .............anlatacak söz bile bulamıyorum artık...

2 Ağustos 2020 Pazar

LAL OLDUM SANA HAYAT

LAL OLDUM SANA HAYAT
Lal oldum hayat sana ,sustum artık.
Kelimelerin de benim içinde anlamı yok artık.
Duymadın duymayacaksın anladım be hayat,
Lal oldum,artık içimden gelmiyor yeni kelimeler.
Eskilerine bile kavuşamamışken,yoruldum be hayat,
Hep yarım kalmışlıklarla,hep yamalarla uğraşırken ben,
Sen zaferini kutla,
Eksiklerine de tamlarına da,ses etmem artık.
Lal oldum sustum,kelimelerin de benim içinde anlamı yok artık.
Konuştuklarımı duymadın,susunca duyacak mısın ?
İster duy,istersen duyma,lal oldum sana hayat,
Gençliğin umudu,heyecanı,hayalleri de yok artık,
Lal oldum sustum,artık içimden gelmiyor yeni kelimeler.
Oluruna bırakmak mı?budur sessizlik,
Umursamaktan mı yorulmak mı?
Kabulleniş mi?
Nedir bu sakinlik?
Lal oldum hayat sana sustum artık.
Ben böyle de mutlu olurum elbet,
Küsmedim sana,suskunluklarla anlaşalım artık.
Lal oldum sustum,kelimelerin de benim içinde anlamı yok artık.

18 Temmuz 2020 Cumartesi

Şimdi nasıl normalleşeceğiz?Yeni normal sonrası

Şimdi nasıl normalleşeceğiz?
Normale dönebilmemiz için, Koronanın bizden aldıklarına kavuşmamız gerek.Ama bu da mümkün değil.
Okullar aniden kapandı ve her şey yarım kaldı,herkesin dört gözle beklediği yaz tatili ile ilgili her şey meçhul olunca da dört gözle beklemez olduk hiç bir şeyi.
Maskeli bir baloda gibiyiz,normal bir şekilde nefes almamız mümkün değil.Çünkü korona bir öcü gibi çıkabilir karşımıza.
Neyse ki sokağa çıkma yasakları kalktı da çoğu yerde,biraz normal hissetmeye başladık biz de.Hatıra olarak sokak aralarında,Ramazan pidesi geldi diyen fırıncılarımızın seslenişi kaldı bize.
Hayatı hep planlamaya alışan bizler,plan yapamamanın ve belirsizlikle baş etmeye çalışmanın zorluklarını yaşadık.
Aklımıza bile gelmeyen bir film senaryosu gibi oldu hayatımız.Uzaya çıkan,koyun klonlayan,yapay zekayla uğraşan biz insanoğlu koronanın ağına düştük.
Normalleşme sözcüğü keyifli gelmeye başladı şimdilerde .Kontrollü ve mesafeli de olsa normalleşebilecektik. Bahar geldi geçti,kapıdan pencereden bakarken,yaz geliyor artık.
Ama endişelerimiz var,dikkat etmeye devam edeceğiz.İnsanoğlu olarak evrim geçirmeye devam edeceğiz çünkü bizi daha nelerin beklediğini bilmiyoruz.
Bu arada Çinlilere yemek adap ve muaşeret kuralları da acil öğretilmeli ve pazar yerlerinde marul,maydanoz,domates ,soğan satılmalı.Bu da çok önemli.
Benim tek planım,bahçeli bir ev yada bir kaç dönüm tarla almak ilerleyen zamanlarda.Bu süreç tekrarlanmaz da gerçekten normal günlere kavuşup sürdürebilirsek bu hayalim de havaya uçup gidebilir.Sanırım benim gibi düşünen çok çünkü apartman dairelerinde sıkışıp kaldık bu süreçte.
Çocuklar kendilerini teknolojiye kaptırdı zaten,engel olmaya çalıştık ama teknoloji çağında bunu başarmakta zorlandık.
Normalleşmek hepimizin en çok istediği şey oldu.Umarım normalleşebiliriz.

Sevda neydi ki?

Sevda neydi ki;yangınlarda tutuşup yanmak mıydı? 
Yangınlara teslim olmak,usulca boyun eğmek miydi?
 Yanmadan sevda ,sevda olmuyor muydu?
Aşk dillendirdiğimiz kadar değil,yandığımız kadar mıydı?
Mum gibi değil,kocaman alevlere mi esir olmaktı ? 
Sevda mı; aşkı aşk yapan,yücelten,kıymetlendirendi? 
Yandıkça yanmak,feryat figan acımak mıydı?
Leyla yada Mecnun,Aslı yada Kerem,Ferhat yada Şirin mi olmaktı?
Her şeyin kıymetsiz,yürekteki aşkın en kıymetli olması mıydı?
Sahi neydi bu karmaşa,neydi bu aşkın ifadesi?
Bir insan sureti miydi?
Yakın ama uzak olan bir imkansızlık mı? 
Yoksa sevda ulaşılmaz olan mıydı?
Arzu edilen bir gülüş,bir söz,bir kavuşma mıydı? 
Kavuşunca ne olacaktı;sevda,sevda mı olacaktı?
 Sevdanın kıymeti artacak mı yoksa azalacak mıydı? Özlemlerden mi yanıp ta tutuşurdu kalpler?
Yana yana,yangınlara çıra olmayı kabul etmek miydi aşk? 
Çiçeklere kelebek,yağmura gökkuşağı olmak mıydı?
 Sevda neydi ki;yangın mıydı yoksa yanmak mıydı? 
Nasıl bir bilinmezlikti bu?Sevda nasıl sevda oluyordu ki?

5 Temmuz 2020 Pazar

Okul öncesi öğretmeleri için çözümler

Okul öncesi öğretmeleri için çözümler
Bir öğretmen olarak tavsiye niteliğinde aklıma çözümler geldi,bunları paylaşmak istedim.Biz okul öncesi öğretmenleri 6 saat kesintisiz teneffüssüz sınıfta eğitim yapmak zorundayız.Üstelik de her gün 1 saat fazla çalışmamıza rağmen fazladan çalıştığımız dersin ücretini alamıyoruz ve çalışma saatlerimiz,ders saatlerimize uygun düzenlenmiyor.Bir okul öncesi öğretmeni öğrencilerimizi yalnız bırakıp teneffüse çıkamıyoruz ve bunu anlıyoruz.Çünkü çocukların yaş itibari ile gözetime ihtiyaçları var.Ama temel insani ihtiyaçlarımızı karşılamak için biz okul öncesi öğretmenleri olarak kısa da olsa molalara ihtiyacımız var.Her ilkokulun bünyesinde İngilizce ve Din kültürü eğitimi öğretmenleri branş derslerine zaten giriyorlar.Neden bu öğretmenlerimiz okul öncesinde de görevlendirilmiyor.Aslında çok güzel ve yararlı olur.Okul öncesi öğretmenleri de daha mutlu öğretmenler olurlar.
Küçük çocuklarımıza,din kültürü öğretmenleri tarafından kaybolmaya başlayan değerlerimiz ile ilgili değerler eğitimi verilebilir.
Doğruluk,dürüstlük,yardımlaşma,paylaşma,sevgi,saygı,milli ve dini duyguları aşılama gibi değerler daha geniş ve kapsamlı bir ders saatinde öğretilir.İngilizce öğretmenleri tarafından okul öncesinde başlayan,İngilizceyi sevdirme ve temel İngilizce eğitimi ile ilgili eğitimler verilebilir.
Hatta,Beden eğitimi öğretmenleri de ilkokullarda görevlendirilirse okul öncesinde de oyun saatlerine derse girebilirler.Bu branş öğretmenlerine yapılacak uygun bir ders dağılımı ile okul öncesi öğretmenlerininde mağduriyetleri giderilebilir.
Yurt dışında ve özel okullarda yapılan bu okul öncesi eğitim uygulamaları ülkemizde de uygulanabilir ve biz okul öncesi öğretmenleri günde 1 saat molaya çıkabiliriz.Öğrencilerimizde farklı öğretmenlerle birlikte olmayı,farklı eğitimlerle güçlenmeyi öğrenirler.Böylece yıllardır devam eden okul öncesi ders ücreti eksikliği,teneffüs ihtiyacı v.b. gibi sorunlar da aşılabilir.
Eğer istenirse müzik,resim,drama gibi derslerimizde var programımızda.Bunlara da öğretmen görevlendirmeleri yapılabilinir,yanı sıra okul öncesi eğitimi, geliştirme adına çalışmalar planlanabilinir.
Teşekkür ederim.

27 Haziran 2020 Cumartesi

Bugün babalar günü

Bugün babalar günü.Benim babam da o zamanın diğer babaları gibi otoriter,kuralcı, kendi halinde,sevdiğini belli edemeyen bir babaydı.Beş kız çocuğu vardı,bir de en küçük olan oğlu,ama en çok benimle mücadele ederdi.Bizim hikayemiz diğer kardeşlerimin hikayelerinden farklıydı ve benim için özeldi.Onun kurallarına baş kaldıran evde hep ben olurdum çünkü.Her defasında koruma içgüdüsü ilan ettiği kuralına,bunu yapmak istiyorum diyen cesaretim ile kuralını delmeye çalışan benle uğraşırdı.Anneme hep,söyle şu kızına.......... diye başlayan cümleleri hiç bitmezdi böylece.Anneme afakanlar basardı ve aramızda kalan annem,bak baban bunu kabul etmez her dediğinde,babamın karşısına dikilip onu ikna eden yine ben olurdum.Saygısızlık yapmazdık hiç ama.Oturup kalkmamız bile büyüdüğümüz zamanın kurallarına uygun olarak yerine getirilirdi.Yatış kalkış saatlerimiz bile babamın kurallarına göre olurdu.Sofrada baba beklenir,yemek o gelmeden yenmezdi. Bir taraftan da hiç kıyamazdım ona.Zamanla evin ödenecek faturaları,banka işleri,çarşıdan alınacaklar hep bana geçti,sen dur ben hallederim derdim hep,kıyamazdım babama.5 kız çocuğunun içinde,küçük oğlu büyüyene ve ben evlenip evden ayrılıncaya kadar evin ikinci babası olarak onunla kararları beraber vermeye ve birbirimize destek olmayı başardık biz.Evde verilecek kararlarda,kardeşlerin eğitiminde, babanın sakinleştirilmesi ve yatıştırılması gereken durumlarda hep ben babamın yanında olurdum.Annem,kızım babanla bir konuş,beni dinlemiyor yine dediğinde babamı ikna eden ve evde ortayı bulan ben olurdum.Babam da kıyamazdı bana yada alışmıştı galiba;bir gece geç bir saatte şımarıklık yaptığımı bile bile basit bir isteğimi kırmamak için mahalle bakkalına kalkıp gitmişti ki unutmadığım bir anı oldu bana,babamın bu beklenmeyen anlayışı beni çok mutlu etmişti.Başka bir gün gereksizce ağlıyorum neden bilmem,annem susturmayınca babam geldi yanıma.Hemen susuverdim,onu görünce,endişeli görünüyordu,derdin ne kızım dedi.Sakinleştim hemen onları üzdüğüme üzüldüm sonra. Tayinim çıkıpta tek başıma Silifke'ye geldiğimde sık sık ziyaretime gelen babam seni sahipsiz sanmasınlar diye hafta sonları bende olurdu taki ben evlenene kadar.Şimdi de her daim kapımız sana açık,hayatta her konuda senin yanındayız diyen babam,babalar günün kutlu olsun.Annelik babalık ne kadar kıymetliymiş,şimdi sizi daha iyi anlıyorum.Türkü dinlemeyi çok seven babamın türkülerini duyunca,evimin içi babama dair anılarla doluyor hemencecik.Babaları sayesinde hayata dair güçlü bir duruş kazanırmış kızları.Bunu da zamanla öğreniyor insan.Bütün babaların babalar günü kutlu olsun.

Bir masalımız olmalıydı seninle

Sen benim bütün umutsuzluğumun içindeki tek umudumdun.Filiz verecektin içimde ve sen büyüyecektin,kocaman bir umut olacaktın.Seninle ben bir umudun tohumunu ektim ben hayata meydan okurcasına. Ben küçücük umudumu sana adamışken belki de sen kocaman olacaktın içimde bir yerde.Bir masalımız olmalıydı tam da bu umutların karşılığında,dilimizde,hayallerimizin ötesinde.
Bir masalımız olmalıydı seninle,evvel zaman içinde,Sen bir garip yolcu ağaca yaslanmış dinlenirken,Ben çiçekler toplayıp şarkılar mıraldanırken,göz göze gelmeliydik seninle. Ani bir rüzgarla yapraklar hışırdamalı,şimşekler çakmalıydı gökyüzünde, Sen kalkıp gelirken bana doğru,ben kendi yoluma doğru koşarak gitseydim, Sen yoluna devam etmek için arkanı dönüp gidecekken,vazgeçseydin yolundan, Ben yağan yağmuru izlemek için sığınmışken kuytu bir yere, Sessizce karşıdaki yoldan yine sen gelseydin uzaklardan, Elini uzatsaydın,gülümseseydin kocaman bana,el ele tutuşup,yağmurda ıslanarak yürüseydik, Masal bu ya periler uçsaydı etrafımızda,dileklerimizi dilek ağacına bırakıp,konuşsaydık uzun uzadıya seninle, Yağmur dinseydi sonra güneş açsaydı,sen bana ben sana gölge olsaydık, Ben yine çiçekler toplasaydım,ama çiçeklerden taçları saçlarıma sen taksaydın, Bir masalımız olmalıydı kalbur saman içinde, Develer tellal pireler berber iken sonra gökten üç elma düşseydi.Masal da böylece bitseydi.

18 Haziran 2020 Perşembe

Sabır taşı masalı

Hep duyarız dimi?Sabır taşı olsa çatlardı.Özellikle toplumsal olarak sabır etmesi gereken,yuvayı kurup devam ettirmesi,her zaman karşısındakini alttan alması gereken biz kadınlar bu terimi daha çok kullanırız hatta.Bizim sabır taşının bir masalı bile varmış.Hatta gerçekten sabır taşları bile varmış biliyor muydunuz?Eskiden dergahların önünde olurmuş.Dergahta çekilecek çileyi simgelermiş sabır taşları.Bir sabır taşı masalı öğrenmek isterseniz buyrun okumaya.Bundan yıllar önce yaşlı ve fakir bir kadının iyi yürekli, sevecen ve çalışkan bir kızı varmış. İyi kalpli kız yaşlı anasıyla birlikte çeşitli nakışlar, oyalar ve el işleri yapıp satarmış, geçimlerini böyle sağlarlarmış. İyi kalpli kız bir gün dikiş nakış işleri yaparken oturduğu pencerenin önünde uyuyakalmış. Akşamüstü karanlık çökerken pencerenin camına gagasıyla bir kuş vurmuş. Kız, bu tıkırtıyla birden uyanmış ve sesin nereden geldiğine bakarken camdaki kuşu görmüş. Kız, camdaki sevimli kuşa tebessüm dolu bir ifadeyle bakarken kuş birden konuşmaya ve kızla konuşmaya başlamış. Kuş, iyi kalpli kıza; karşına küçük bir sultan çıkacak, sultanın ölmüş olduğunu göreceksin, onun başında kırk gün yas tutup bekleyeceksin ancak sonunda muradına ereceksin demiş ve uçarak gözden kaybolmuş. Uykudan uyanır uyanmaz başına gelen bu işe şaşırıp kalan kız, pencerenin önünde öylece donup kalmış. İyi kalpli kız kendine gelince olup bitenin bir rüya olduğunu düşünmüş ve bu olayın üstünde fazla durmamış ve kimseye bu olayı anlatmamış. Ancak ertesi gün yine akşamüstü gün batarken kuş tekrar çıkıp gelmiş ve camın önüne konmuş. Kız hayretler içinde kuşa bakarken kuş yine aynı sözleri söyleyerek uçup gitmiş. İyi kalpli kız, o an önceki gün yaşadığı olayın gerçek olduğunu anlamış ve kuşun tekrar gelip onla konuşması üzerine korkmaya başlamış. Yaşadığı olayı yaşlı anasına anlatınca, anası bu işte bir iş var deyip başımıza bir iş gelmeden buradan göç edip gidelim demiş. Hemen eşyaları toplayıp, yanlarına biraz da yiyecek alan ana kız düşmüş yollara. Dere, tepe aşmışlar, ardlarına bakmadan gitmişler, sonunda yorulup bir ağaç dibinde dinlenmeye karar vermişler. Ana ve kızı, gece olunca derin bir uyku sarmış.
Tam uyurlarken onları takip eden kuş, kızı nazikçe kaptığı gibi doğruca dağların diğer yamacındaki saraya götürmüş. Sarayın camından içeri giren kuş, uyuyan kızı uyandırmadan bir odaya bırakıp sessizce çıkıp gitmiş. Bir süre sonra uyanan kız, kendini son derece rahat bir yatakta yatarken görünce çok sevinmiş ama bu sevinç birden korkuya dönüşmüş. Uyurken yanında anası olan kız, uyanınca kendini yanı başında hareketsiz bir şekilde yatan ölü bir delikanlının yanında bulmuş. Kız korkudan ne yapacağını bilemez, aklına birden evinin camına konan kuşun dedikleri gelir. Başına gelen bu durumun kaçınılmaz bir alın yazısı olduğunu kabullenen kız kendini duaya verir. İyi kalpli kız, günlerce ölünün başında durup dua eder. Günler birbirini takip eder ve aradan otuz dokuz gün geçer. İyi kalpli kızın odası deniz görürmüş. Uzun süre tek başına ölünün başında yas tutan kız yalnızlıktan sıkıldığı için geminin birine el sallar ve gemiyi durdurur. Geminin kaptanına bir kese altın veren kız, kaptandan kendisine yardım ve arkadaşlık edecek bir kadın cariye istemiş. Odanın camından ip sarkıtan kız gemiden aldığı cariyeyi odaya çekerek çıkartmış. İyi kalpli kız yanına aldığı cariyeye güvenerek ertesi gün bir nefes almak, dolaşmak için dışarı çıkmış ve ölünün başına gemiden aldığı cariyeyi bırakmış. Kız dışarı çıktıktan sonra birden, günlerdir hareketsiz yatan genç delikanlı hareketlenmeye başlar. Aslında bu delikanlı ölü kılığına bürünmüş bir şehzadeymiş. Amacı, ölümünün ardından kırk gün başında bekleyen ve sabredip yasını tutan, ona değer birisiyle evlenmekmiş. Uyanan şehzade karşısında gördüğü cariyeye kırk gün boyunca başımda sen mi bekledin diye sormuş. Cariye de bu soruya evet yanıtını vererek şehzadeye yalan söylemiş ve onu kandırmış. Hatta yanında bir de o an dışarıda olan yardımcı bir kızın daha olduğunu söylemiş, iyi kalpli kızı, şehzadeye yardımcısı olarak tanıtmış. Saraya dönen iyi kalpli kız olanlarını duyunca çok şaşırmış. Ancak yapacak bir şey olmadığını düşündüğünden olanlara boyun eğip kabullenmiş. Şehzade kırk gün başında bekleyen kişinin cariye olduğunu sandığı için onunla hemen evlenmiş.
Günler birbiri ardına geçmiş, derken şehzadenin Yemen’e sefere gitmesi gerekmiş. Şehzade, Yemen’e giderken onunla yalan dolan işler sonucu evlenen eşine, dönüşte bir şey isteyip istemediğini sormuş. Gözü paradan başka bir şey görmeyen eşi gelirken ona elmas küpe getirmesini söylemiş. Şehzade de bu isteğe olumlu cevap vermiş gelirken getireceğini söylemiş, odadan çıkarken kapıda gördüğü iyi kalpli kıza da bir şey isteyip istemediğini sormuş. İyi kalpli kız şehzadeye sağlıkla gidip dönmesini ve gelirken kendisine bir sabır taşı getirmesini söylemiş. Ayrıca şehzadeye eğer sabır taşını getirmeyi unutursan gemin yolda kalsın, bir adım bile ilerlemesin şeklinde bir beddua söylemiş. Şehzade bu sözlere ufak bir tebessüm edip yoluna devam etmiş. Şehzade Yemen’e gidip işlerini halletmiş, eşinin istediği elmas küpeyi almış ancak iyi kalpli kızın istediği sabır taşını unutmuş ve geri dönüş yoluna koyulmuş. Yolda geminin önünü kara dumanlar kaplamış, yelkenlerin rüzgarı kesilmiş, gemi olduğu yerde bir adım bile ilerlemeden çakılıp kalmış. Şehzadenin aklına birden kızın söylediği beddua gelmiş ve unuttuğu sabır taşını almadan geri döndüğü için böyle bir şeyin başına geldiğini anlamış. Şehzade geri dönüp sabır taşını almış. Geri dönünce eşine elmas küpeleri vermiş, kıza da istediği sabır taşını vermiş. Ancak şehzadenin içinde bir merak uyanmış, neden bu kızın sabır taşı istediğini öğrenmek istemiş ve kızın odasına gitmiş, kapının aralık olduğunu gören şehzade içeride kızın sabır taşı ile konuştuğunu görmüş ve onu gizlice dinlemeye başlamış. Zavallı kız, içindekileri, yaşadıklarını, cariyenin çevirdiği dolapları, sabır taşına bir bir anlatmış. Taş şiştikçe şişmiş, kız anlattıkça anlatmış, en sonunda sabır taşı da duydukları karşısında dayanamamış çat diye çatlamış. Başından geçen olaylara sabır taşının bile dayanamayıp çatladığını gören kız başlamış ağlamaya. Kızın anlattıklarını duyan şehzade derhal karısını saraydan kovmuş ve kuşun getirdiği iyi kalpli kızla hayatını birleştirmiş. Şehzadeyle evlenen kız, yanına yaşlı anasını da almayı unutmamış.

1 Haziran 2020 Pazartesi

Yeni NORMAL

Yeni normal beni bir heyecanlandırdı bir heyecanlandırdı ki anlatamam.Özgürlüğümüzü bir parçacık da olsa geri alabileceğiz.Ailece dışarıya çıkmak için günlerimiz var artık ve bazı planlar yapabileceğiz.Öyle avm ziyareti falan değil ama şöyle sakin bir yere gidip hep beraber vakit geçirebiliriz.Belki bir arkadaşımla bir çay yada kahve içmek istersem mesafeli masalarda maskeli de olsa görüşebileceğim. Şehirden şehire toplu ulaşım araçlarını şu an kullanmaya ihtiyacım olmasa da seyahat iznine bile sevindim.Dükkanlar açık,maskeleri ile insanlar sokaklarda,bu kadar normal bile beni mutlu etmeye yetti.İçim kıpır kıpır ne kadar bunaldık mecburi yasaklarda.Sosyal mesafeyi koruyarak özgürlüğümüze bir nebzede olsa kavuşabilmek beni çok mutlu etti.60 gün kadar çarşıya çıkmadım hiç, bazen izole yürüyüşler yaptım ama yinede mutsuzdum.Her yere bir sessizlik çökmüş her yer kimsesiz kalmıştı.Bu sene tatil planı da yapmadım gerek de yok diye düşünüyorum. Arada bir ailemde doğada mesafeli geziler klasik piknikler de yeter bana. Koronalı günlerde evde evimin tadını çıkardım ama insan doğasındaki özgürlük ve sosyal toplumsal ilişkiler beni de istekleri ile yorup bunaltıyordu.Bir haftadır daha mutlu hissediyorum evet .Evrene de pozitif enerji gönderiyorum.Siz de gönderiyor musunuz artık.Siz de mutlu musunuz benim gibi?

27 Mayıs 2020 Çarşamba

Çocuklarla resim yapmak.



Çocuklarla resim yapmak.Mete suluboya yaparken,kızlar da portre çizerken,ben de eskiz çizmeye çalıştım.İnternetteki bir resme bakarak.Nehir kenarındaki ev,ne güzel bir eskizdi.Ortaokul,lise yıllarında,yaşadığım mahallede bütün çocukların resim ödevleri için kapımız çalardı.Anneler gelip çocuklarına yardım etmemi isterlerdi.Evde de herkesin resim ödevleri bana aitti.Okulda da arkadaşların vazo,somut resim çizimlerine katkı sağlardım hep.Çok severdim çizmeyi.Zamanla bıraktım çizmeyi ve becerilerim de geriledi.Çocuklar resimle uğraşınca şimdi çok mutlu oluyorum.Ben de eski günleri yad ediyorum.Koronada resim çizmek.

Korona bunalımı

Korona bunalımı Bugün "Yeter artık"diye balkona çıkıp çığlık atmak istedim.Neden mi;korona bunalımına kapıldım.Özgürlüğümü ve eski hayatımı tekrar istiyorum demek geldi içimden.Sonra kendimi telkin etmeye çalıştım.Sabır,sabır normalleşme başlıyor artık,her şey eskisi gibi olacak.Acele etmeden,sakince,yine de temkinli normalleşeceğiz.Hepsi geçecek.Herkes aynı durumda.Sen belki özgürlüğüne kavuşacaksın ama esaret yaşayan yada sağlık problemleri olup özgürlüğe hasret kalanları düşün,şükür et,sakin ol ve sabır et. Şanslılardan olduğunu unutma.Evin,sağlığın yerinde,ailen iyi ve geçim derdi endişelerin yok. Hayat bazen zorlar bu bir geçiş ve geçecek dedim durdum. Dayanamadım çıktım biraz yürüdüm.İyi geldi evet,biraz müzik de dinledim yürürken.Ağır ağır,uslu uslu,mesafe kurallarına uyarak yürüdüm.Kafam dağıldı,anneler günü için arayan arkadaşımla sohbet ettim.Sonra iftarlık hazırlamam gerekiyordu eve döndüm. Bugün Çin'lilere yemek yeme adabı ve kuralları ile ilgili eğitimlerin verilmesine,yenmemesi gereken zavallı hayvanların onlardan korunması için kurallar konulmasını çok istedim.Dünya küreselleşti ya her şey gibi hastalıklar da küreselleşti.Ne zaman neyin etkisiyle hayatımız değişecek bilemez hale geldik bu süreçte.Bahçeli müstakil bir evde büyüdüm ben belki de yine öyle bir evim olmalıydı.Bugün korona bunalımı bana da uğradı,ama neyse ki göndermeyi başardım.Size de oldu mu hiç?Oluyor değil mi?

Koronalı günlerde bayramı yaşamak

Bayram gelmiş neyime,diye bir türkü vardı.Dilime takıldı bugün. Dinlerken buruk hissettirirdi.Ben de şimdi buruk hissediyorum.Nedendir bilmem eve bayram şekeri bile almadım.Aslında almam gerekiyordu belki çocuklar için,ama elim varmadı denir ya elim de varmadı,gönlüm de.Ne çok şeyi yitirdik böyle.Biliyoruz hepsi geçecek ama hepimiz çok yorulduk çok da usandık.Hani demiştim,ya balkona çıkıp yeter artık diye bağırmak istiyorum diye.Geçen gün bir arkadaşımı gördüm,mesafeli konuştuk maskelerle,anlarsınız işte.Yeter artık diye bağırmak istiyorum dedi oda,yorulduk bunaldık dedim ona ama.Bir taraftan hadi beraber bağıralım mı dememek için zor tuttum kendimi.Demekki bir tek ben değilim diyebildim sadece kendi kendime.Bayram ;şeker demek,el öpmek,kolonya demek,ölmüşlerimizi ziyaret ve dua etmek demek.40 yaşına bile girerken bayram için yeni bayramlıklar almak demek. Hepsi başka bayramlara ertelendi.Umudumuz yarınlarımızda.Bu defa böyle olacak artık.Teknolojik bayram kutlamaları yapacağız şimdi.Birazda empati kuracağız.Büyüklerini kaybedip ellerini öpemeyenleri,sağlık sorunları nedeniyle zaten bayramları olmayanları,geçim sıkıntısı ile bayramı gelmeyenleri anlayacağız. Yinede şükredeceğiz,geçecek ve o eski günler, eski bayramlar gelecek deyip,beklemenin ve umudun verdiği yaşamı hissedeceğiz.Acaba her şey normale dönünce abartmadan yaşamayı,yaşamımızı başkalarının gözüne sokmaktan vazgeçmeyi,buldumcuk tuhaf hallerimizden, abartılı yaşam anlarımızı paylaşmaktan da sakınacak mıyız.Daha sade,daha empatik,daha mantıklı,daha mütevazi olabilecek miyiz?Yaşayarak göreceğiz hepsini.Belki de bir daha ki bayrama daha mutlu bir yazı yazacağım ve belki de bu bayramı hatırlatıp şükürler edeceğiz. Geçti ,bitti,her şey normal diyeceğiz inşallah. Yinede bayramımız her daim kutlu olsun,mutlu olsun,hep bizimle olsun.

18 Mayıs 2020 Pazartesi

NE ZAMAN

Acıtanlar ne zaman acıyacak da, acının nasıl hissettirdiğini anlayacak.
Kıymet bilmeyen ve bir çırpıda bütün emekleri boşa çıkaranlar, ne zaman pişman olacak da kusuru kendinden bilecek.
Senden menfaati biten ne zaman kendinden menfaatleri bitenlerle karşılaşacak.
Emeklerini boşa çıkaranlar ne zaman kendi emeklerini boşa çıkaranlarla yüzleşecek.
Kendini iyi sanan takıntılılar ne zaman kendi karanlığında kaybolacak. 
Acımasızlar ne zaman kendi zulmünden korkacak da zalimlikten vazgeçecek.
Kendini mükemmel zannedenler,ne zaman kendi hiçlikleri ile tanışıp afallayacak.
Peki bu ilginçler ; ne zaman kendi benliklerini algılayacak zihne ve kalbe sahip olacaklar.

Şimdi nasıl normalleşeceğiz?

Şimdi nasıl normalleşeceğiz?
Normale dönebilmemiz için, Koronanın bizden aldıklarına kavuşmamız gerek.Ama bu da mümkün değil.
Okullar aniden kapandı ve her şey yarım kaldı,herkesin dört gözle beklediği yaz tatili ile ilgili her şey meçhul olunca da dört gözle beklemez olduk hiç bir şeyi.
Maskeli bir baloda gibiyiz,normal bir şekilde nefes almamız mümkün değil.Çünkü korona bir öcü gibi çıkabilir karşımıza.
Neyse ki sokağa çıkma yasakları kalktı da çoğu yerde,biraz normal hissetmeye başladık biz de.Hatıra olarak sokak aralarında,Ramazan pidesi geldi diyen fırıncılarımızın seslenişi kaldı bize.
Hayatı hep planlamaya alışan bizler,plan yapamamanın ve belirsizlikle baş etmeye çalışmanın zorluklarını yaşadık.
Aklımıza bile gelmeyen bir film senaryosu gibi oldu hayatımız.Uzaya çıkan,koyun klonlayan,yapay zekayla uğraşan biz insanoğlu koronanın ağına düştük.
Normalleşme sözcüğü keyifli gelmeye başladı şimdilerde .Kontrollü ve mesafeli de olsa normalleşebilecektik. Bahar geldi geçti,kapıdan pencereden bakarken,yaz geliyor artık.
Ama endişelerimiz var,dikkat etmeye devam edeceğiz.İnsanoğlu olarak evrim geçirmeye devam edeceğiz çünkü bizi daha nelerin beklediğini bilmiyoruz.
Bu arada Çinlilere yemek adap ve muaşeret kuralları da acil öğretilmeli ve pazar yerlerinde marul,maydanoz,domates ,soğan satılmalı.Bu da çok önemli.
Benim tek planım,bahçeli bir ev yada bir kaç dönüm tarla almak ilerleyen zamanlarda.Bu süreç tekrarlanmaz da gerçekten normal günlere kavuşup sürdürebilirsek bu hayalim de havaya uçup gidebilir.Sanırım benim gibi düşünen çok çünkü apartman dairelerinde sıkışıp kaldık bu süreçte.
Çocuklar kendilerini teknolojiye kaptırdı zaten,engel olmaya çalıştık ama teknoloji çağında bunu başarmakta zorlandık.
Normalleşmek hepimizin en çok istediği şey oldu.Umarım normalleşebiliriz.

AYAKÜSTÜ BİR SOHBET

Geçenlerde yine kulağımda kulaklık,spor kıyafetlerle yürüyüşe çıkmıştım.45 yaş civarlarında olduğunu tahmin ettiğim ,çok da modern giyimli olan bir bayan da yanımda yürüyordu.Oldukça sevimli ve hoş bir bayandı.Yürüyüş mü yapıyorsun dedi.Evet dedim.Stadyum kapalı mı dedi.Evet dedim.Ben yürüyüş yapmak istiyorum ama nerede yürüsem ki bilemedim dedi.Ben de,ben sakin sokak aralarında yürüyorum, arada iyi geliyor dedim. Buraya kadar her şey normaldi. Birdebire;Ah yavrum sen nerelisin buralı değilsin galiba dedi.Afalladım ah yavrum deyince yaş aralığımız çok da yokturdur diye düşündüm ama soramadım.Buralı değilim dedim.Vah vah yavrum gurbette misin dedi. Biraz nazlandım galiba.Evet gurbetteyim ben dedim.Ah yavrum ah,işte gurbette olursan böyle kulağına kulaklığı takıp tek başına dolaşırsın sokaklarda dedi. Gülümsedim.Kahkaha atsam ayıp olacaktı.Çok sevimli bir kadındı çünkü.Ama ben müzik dinlemeyi ve sakin sessiz yürüyüş yapmayı seviyorum böyle tercih ediyorum dedim.Dedim ama halime çok üzülmüştü belli ki.Yok yavrum yok, o gurbette olduğundan öyle işte dedi.Sonra tanıştık.O da gurbetteymiş,Karadenizliymiş, memleketini çok özlüyormuş,hatta memleketine dönmek istiyormuş ama eşi istemiyormuş.Bir devlet kurumundan emekli olmuş.Beni sordu,ben de anlattım.Öğretmenim eşim buralı, on yedi yıldır burdayım dedim.O kadar tatlıydı ki,eşin nasıl biri iyimi bari dedi. Eşimin ailesinin bana iyi davranıp davranmadığını da sordu.Ah yavrum vah yavrum şeklinde, sohbetimizle yolun sonuna geldik neredeyse.Belli ki empati kurdu benimle,sohbet ederken çok koruyucuydu. Sanki kırk yıllık ahbabım gibi içtenlikle konuşuyordu.Dayanamadım kusura bakmayın ama siz kaç yaşındasınız dedim.44 dedi.Ben de 39 dedim.Güldü,anladı neden sorduğumu belkide; ben seni daha küçük zannettim dedi. Sen o kadar var mısın dedi şaşkınlıkla.Evet dedim.Yolun sonuna geldik,ayrılmadan nasihat etti bana ;sen yine de dönebilirsen memleketine dön.Daha gençsin dedi.Vedalaşıp ayrıldık.Bu konuşma çok mu sevimli geldi çok mu ilginçti bilmem ama aklıma geldikçe halen gülümsüyorum.Sohbetle karışık o sevimli bayan benimle dertleşti.Hatta biraz eşinden birazda eşinin ailesinden yakındı bana.Üzdüler beni dedi.Tanımadan kızdım onlara bende,neden üzmüşler,sarıp sarmalamak varken dedim zihnimde kendi kendime.Sonra ne sevimli insanlar var hayatta dedim.Sen hiç tanımıyorsun ama ayaküstü hayatı bir şekilde seninle paylaşmak istiyor bazen insanlar.Bir güleryüzle sohbet başlıyor bazen bir yerlerde. Fazlasıyla empati yüklü sevimli bir karşılaşma ve tanışmaydı bizimki de.İnsanoğlu mutluysa aslında memleketin adı yoktur dilinde,mutlu değilse ve özlemleri varsa başka hayallerle avunur hayatta.Ama bunları söyleyemedim.Üzülmesini istemedim.Sadece dinledim,gülümsedim.

7 Mayıs 2020 Perşembe

Korona ve sokağa çıkma yasağında neler öğrendik

Günaydın.Nesiller değiştikçe yaşananlar da nasıl da değişiyor ?
Anneler ve babalarımızdan dinlerdik belki de sokağa çıkma yasağını.Bir masal dinler gibi.Yada en fazla nüfus sayımında gördük bu yasağı,onda da mahallede oynarken yasağın bile farkında olmadan geçirdik o günleri.Bize çok tanıdık gelirdi;bir görevli memur gelecek aile büyüklerimize sorular sorup,cevapları da alıp gidecekti.
Bizim çocuklarımızın hatırladıkları içinde bu yaşananlar günler olacak muhakkak.Bir virüsün küresel bir sağlık sorununa dönüşmesi ve yaşamak için yaşama ara verdiğimiz bu günlerde yaşadığımız yaşananlar.Evde kalış,sosyal mesafe,uzaktan eğitim,özlemler.
Bu günler geçtikten sonra;artık hiç birimiz eskisi gibi olmayacağız.Bizim neslin gördüğü en büyük kalıcı zorluk bu oldu ve umarım başkası da olmaz diye dua ediyorum.
Artık hiç birimiz eskisi gibi memnuniyetsiz olmayacağız,hatta yaşamın bize sunduğu her şeye daha bir kıymet verecek ve önemseyeceğiz.
Evimizde,sadece çekirdek ailemizle geçirdiğimiz bu günleri atlattıktan sonra kıymet bilmeyi ne kadar öğrendiğimizi göreceğiz.
İşimizi,günlük koşuşturmacalarımızı,evde devam eden rutin düzenlerimizi,sokağımızı,ağaçları,gökyüzünü,kuşları,
güneşi,bulutları her şeyi daha bir sahipleneceğiz.Hepsini daha da çok seveceğiz.Çünkü özgürlüğümüzün hayatımızı istediğimiz gibi yaşamak olduğunu daha da iyi anladık.
Umuyoruz ki;bu zor günleri geride bırakıp yine eski güzel günlerimize dönelim.Bu günleri bir ders gibi hatırlayıp dünyaya,yaşama,kendimize karşı daha bilinçli ve özenli olalım.

Uzaktan eğitimde okul öncesi

Okul öncesi eğitim;veliler tarafından çocukların okul hayatlarında olursa iyi olur,olmazsa da sorun değil gibi algılanıyorsa eğer uzaktan eğitim sürecinde de gerekli ilgiyi görmesi mümkün değildir.Okulda öğretmen gerekeni yapsın diyen ve eğitimi tümüyle öğretmene yükleyen bazı veliler,uzaktan eğitim sürecinde de sorumluluğu üstlenmekten kaçınmaktadırlar.Nasıl olsa,okul öncesi diyerek kendini rahatlatan veli, eğer çocuğunu teknolojiye de teslim ediyorsa çocuğuna büyük bir haksızlık yapmaktadır. Çocukların oynayacakları bir alanları yok,bahçe yok,park yok,dışarıya çıkmaları mümkün değil.En çok oyuna ihtiyaç duydukları dönemde evde kalmak zorundalar.Bu süreçte okul öncesi çocukların günde bir yada iki uzaktan eğitim etkinliği ile aileleri tarafından öğretmenin bilgilendirmeleri ile emek verilerek ilgilenilmeye ihtiyaçları var.Yada bahçeli bir evde oturuyor bile olsa çocuğun becerilerini geliştirmek için bu ilginin ona gösterilmesi gerekmektedir. Belki Eba'da belirlenmiş bir ders saati yok ama bir çok içeriğe sahip ve veliler ebaya çocukların kayıt olmasını sağlarsa bu içeriklerden faydalanabilirler.Şu an belirlenmiş bir eğitim süreci saati olmasa da,tv de yayını olmasa da çook önemli bir eğitim düzeyi olan okul öncesi eğitim var.İlerde bu ihtiyacında karşılanacağını düşünüyorum.Süreç çok zor bunu hepimiz biliyoruz.Bu süreçte biz okul öncesi öğretmenleri de üzerimize düşeni yapmak için elimizden geleni yapıyoruz. Memleketimin idealist okul öncesi öğretmenlerini de gözlemliyorum,velilerine ve öğrencilerine ulaşmak için ellerinden geleni yapıyorlar.Ama ulaşabildikleri ve kendi isteği ile uzaktan eğitime katılan veli sayıları sınıfın genel sayısından düşük görünüyor.Bunun nedeni velilerin okul öncesi eğitime bakış açıları ile ilgili.Olmazsa da olur düşüncesi ;biz okul öncesi öğretmenlerini bazen zorluyor ve hatta motivasyonumuzu eksiltebiliyor.Ama pes etmeden uzaktan eğitim etkinliklerine devam ederek biz üzerimize düşeni yapıyoruz.Hatta okul öncesi öğretmenler canlı yayınlarla çeşitli etkinliklerle bir çok çocuğa ulaşmaya çalışıyorlar.Bazen tek engelleri ilgisiz anne ve baba tutumları olan öğretmenin,ilgili olan velisi de zaten her durumda eğitimde öğretmenin yanında yer alıyor.Aradaki fark da; ilerleyen yıllarda ortaya çıkıyor ama.Bu da okul öncesi eğitimin önemini ortaya çıkarıyor.Çocuk sorumluluk almayı, kendini ifade etmeyi,toplumsal ve kişisel beceriler edinmeyi,bilişsel gelişim,kas gelişimi gibi kazanımlarını,aldığı iyi bir okul öncesi eğitimle ortaya koyabiliyor.Oyunla öğrenmeyi kurgulayan aynı zamanda bir çok kazanıma ulaşmaya çalışan okul öncesi öğretmeni uzaktan eğitim de veli tutumları ile ilgili çözümler üretmeye çalışıp,velileri de motive etmeye gayret gösteriyor.Uzaktan eğitim sürecinde velilerinden sadece katılım bekleyen öğretmenler her katılımda sadece mutlu hissetmenin keyfini çıkarıyorlar.Öğrencilerine uzaktan da olsa eğitim dokunuşları yapmaya çalışan ve yarım kalan eğitim sürecini devam ettirmek isteyen öğretmenler velilerden destek bekliyorlar.Evlerde de bu uzaktan eğitim sürecini anne ve babanın ortak olarak sürdürmesi de çocuğa farklı kazanımlar sağlayacak,anne baba ile olan ilişkilerinin gelişimlerine de olumlu katkı sağlayacaktır.Eğitim şart.

Sevmek

Seviyordu çok seviyordu,kendince çok seviyordu işte.
En çok da bu kendine ait olan sevme hallerine neden olmasını çok seviyordu.
Duruşunu,bakışını, sakinliğini seviyordu.
Uzaklığını seviyordu.
Sessizliğini seviyordu,hafiften gelen tebessümlerini seviyordu.
Var da yok gibi olan hallerinden gelen çocuksu heyecanını seviyordu. 
Tesadüflerini ve ilginçliklerini seviyordu.
Anlam yüklediği anlamsızlıklarını seviyordu.
Birazda böyle olmalıydı diyordu sevgi. 
Anlamsız,mantıksız,sadece hissettirdiği kadar.
Sadece sevmek için sevmek.
Ne kadar da güzel hissettiriyordu.
Seviyordu çok seviyordu,kendisi için çok seviyordu.

SUSTUM

Sustum çağırdım,sen geldin yine bana,benden bir yerlere ve ben sustum,öylesine birdenbire susuverdim işte yine.
Ben sustum ama herkes konuştu.Suskunluğumu sevmediler,isimler taktılar hem de ;sakin dediler,durgun dediler,
Susmaya devam ettim ben yine,hatta gülümsedim onlara anlamsızca,ama onlar anlamadılar.
Duymuyordum ki onları;onlar konuşuyordu farkediyordum,kelimeler uçuşuyordu etrafımda ama ben duymuyordum.
Duymuyordum ki;seninle konuşuyordum çünkü;kimse fark etmiyordu,kimse duymuyordu bizi.
Sen bile duymuyordun hatta beni,ben yinede seninle konuşuyordum suskun zamanlarımda,sen benden gittin gideli,
Yine de ben her şeyi konuşabiliyordum seninle ;sen yoktun ama yinede sen vardın içimde derinlerimde  bir yerlerde,
Özlemin ile böyle baş etmeye çalışıyordum,İçimde bir yerdeydin,benimleydin,her istediğimde sen bana geliyordun biliyordum ve ben yine konuşuyordum seninle,
Bazen usul usul konuşuyordum sohbet eder gibi.bazen kızıyordum kavga ediyordum,yokluğuna ve sana isyan eder gibi.
Bazen uzun uzun hayaller kuruyordum seninle,geleceğe dair,senin yokuluğunla belkide böyle baş  ediyordum,
Öylesine içimdeydin ki ve öylesine meşguldum ki seninle,susmam seninle ilgiliydi,seni duyabilmek için ,seni hissedebilmek,hasretinle baş edebilmek için.
Sevil ATEŞ

Çocukluk anılarımızdaki kışlık hazırlıklar

Bugün nerden geldi aklıma bilmem.Kış hazırlıkları ile ilgili çocukluk anılarım canlandı birdenbire gözümün önünde.Ne güzel anılardı onlar öyle.Ailemin salça yapma hazırlıklarını hatırladım.Genel olarak herkesin bahçeli müstakil bir evde oturduğu şehir merkezinde şirin bir mahallede geçti çocukluğum.Yazın sonuna doğru salça yapma işleri başlıyordu. Mahallede hangi eve kasalarla domates girerse oraya bütün mahalledeki bayanlar doluşurdu. Domatesler yıkanır,doğranır ve ev sahibine veda edip gidilirdi.Ev sahibine o domatesleri kaynatıp güneşe sermesi kalırdı.Bizim eve domatesler gelince annem benide domates doğramam için çağırırdı.Ben bir köşede bir taraftan domates doğrarken bir taraftan da en beğendiğim domates dilimlerini ağzıma atardım.Etrafimda komşu kadınlar sohbet eşliğinde hepsi bir işin ucundan tutmuş anneme yardım ederlerdi.Birde kışlık bulgur işleri vardı.Kocaman bir kazan kurulurdu bahçelere yada mahallenin bir kenarına.Altına kocaman odunlar sürülürdü.Bizim orada oynamamız yasaklanırdı.Sonra buğdaylar pişer hedik olurdu.Mahalleyi bir hedik kokusu sarardı.Bütün çocuklar hedikten alır bir kenarda ağzımıza yuvarlardık.Hedik kaynatan ev sahibi kadın büyük sitillere pişen hedikten doldurur ev ev dolaşıp taze hedik dağıtırdı.Mahalleye kokmuştur herkes yesin diye düşünülürdü. Böylece on,onbeş gün kadar hedik yemekten karnımız şişmiş bir kenarda oynamaya devam ederdik.Pişen buğdaylar örtülere serilir güneşte kurutulurdu.Öncesinde sonrasında mı hatırlamıyorum bir ayıklama işi olurdu.Annem yine çağırır ayıklamaya yardım ettirirdi.Sıkılınca kaçamazdık eğilmekten belimiz ağrırdı.Üstüne üstlük komşu teyzelerde ayıklama işine mahallenin büyük çocuklarını çağırırdı. Kimseye hayır diyemezdik annemizle yardıma giderdik onlarda bize yardıma gelirlerdi zaten. İmece usulü herkese yardım edilirdi.
Kışlık salamura yaprak işleri vardı.Kilolarca alınan asma yaprağını seçmek üst üste dizmek işinde de yine görevlendirildik,hem evimiz için hem de komşu evler için.Annelerimizin sohbetini dinler ikram edilenleri teşekkür edip kabul ederdik. Oyuna ne zaman kaçacağız diye sabırla işlerin bitmesini beklerdik.Neyseki salamura peynir işlerine bizi çağırmazlardı.Fıçı fıçı peynir basardı annelerimiz.Arada da yufka ekmek yapma etkinlikleri de olurdu.Mahallede mis gibi yufka ekmek kokardı.İlk pişen yufka ekmekler biz çocuklara yağ sürülüp yedirilirdi.Çocuklara kokmuştur denilirdi,biz oynarken anneler yufka ekmek pişirirdi.Biz çocuklarda arada bir yapılan bu yufka ekmeği çok severdik.Yine yaz sonunda kurutmalıklar yapılırdı.Sebzeler yıkanır temizlenir iplere geçirilir balkonlara camlara asılırdı.Mahallemiz rengarenk olurdu.Kuruyan kayısılarla ilgili de işlerimiz vardı,kuruyan kayısı çekirdekleri makinelerde kırdırılıp evlere getirilirdi.Bu defa da kayısı çekirdeklerini kabuklardan ayıklama işi başlardı.Bu işte de görevliydik yine biz büyük çocuklar,hem ayıklar hemde kıtır kıtır kayısı çekirdeklerini yerdik.Kayısı çekirdeği yiyerek büyüdük hepimiz.
Biz çocukken farkında olmadan kış hazırlıkları arasında ne çok anı biriktirdiğimizi bilmeden oyunun tadını çıkarırdık.Ben çocuklukten genç kızlığa geçerken her şey değişmeye başlamıştı ve eski hazırlıklar azalmaya başlamıştı zaten. Şimdi bahçeli evlerin yerinde apartmanlar var mahallemde.Hatta o mahallem daha da merkezi bir konuma getirildiği için mahalle olmaktan da çok uzaklaştı.Herkes şimdi marketten alıyor her şeyi, o kış hazırlıkları da anılarda kaldı sadece.Peki siz hangi anıları biriktirdiniz?
Sevil ATEŞ