12 Ocak 2020 Pazar

BİR GÖÇ HİKAYESİ

Yaylada yavaş yavaş gün doğumu olmuş,hava aydınlanmaya başlamıştı,griden beyaza dönen gökyüzü güneşi davet etmeye hazırlanıyordu.Yaz mevsimini uğurlamaya hazırlanan doğa,gelmekte olan sonbahara da kucak açmıştı.Yaylada iyice serinleyen hava sabah saatlerinde ürpertici bir şekilde rahatlatıcıydı.Yapraklar hafif esen rüzgarla dans ediyor,doğa aydınlanmak için sabırsızlanırken,gölgeler yavaş yavaş kayboluyordu. Güneşin yüzünü göstermesine sayılı saatler kala,karanlık kaybolmaya yüz tutmuştu,yaylalılar için gün çoktan başlamıştı.Yerleşik hayatın insanları derin uykularının tadını çıkarırken,doğayla iç içe yaşam süren yaylalılar uyanmış,çadırlarından çıkmış,telaşla sağa sola koşturuyorlardı.Erkenden güne uyanmış,sabah gün ağarmadan göç hazırlıklarına başlamışlardı.
Her güz ve bahar sonunda göç eden yaylalıları bağrında saklayan doğa ,göçe yine şahitlik edecekti.Yaylaların çocuklarıydı onlar,doğayla iç içe yaşam süren insanlardı.Yörük yaylalılar sabahın serinliğinde ;develeri,atları,eşekleri,keçileri ile yollara düştüler.Gün ağarırken,güneş yavaş yavaş gökyüzünde yerini almaya çalışırken bir göç hikayesi için kervan olmuşlardı çoktan.
Göç başladı,herkes yürümeye başladı.Yürüyordu yörükler , kışı daha iyi doğa koşullarda geçirmek ve geçim kaynakları hayvancılığı devam ettirebilmek için yürüyorlardı.Bir iki kere mola vererek öğlen saatlerinde sulak bir yer bulup çadırlarını kurdular.Göç demek sabah gün doğmadan çadırları söküp,develere sarıp,öğleye yakın uygun bir alanda çadırları tekrar kurmaktı.Ertesi sabah aynı şeyler yine yaparak,devam ediyorlardı göçe.O gün göçün ilk günü tamamlandı,çadırlar kuruldu,kilimler serildi,çadır sergileri yerleştirildi,kadınlar yiyecek çıkınlarından bazlamaları, peynirleri ve diğer yiyecekleri çıkardılar.Herkes karnını doyurdu,hayvanlar otlatıldı,dinlendirildi.Uzun bir göç yolculuğunun ilk günü biterken herkes ertesi güne uygun şekilde hazırlıklarını tamamlayıp, çadırlarına yerleşti.
Göç yolları belliydi zaten yörüklerin.Gece gündüz sürecek, geleneksel konar göçer bir göçtü onların ki.Yaşayabilmek ve var oluşlarını devam ettirmek için göçmek zorundaydılar.Geçim kaynakları hayvancılıktı,bütün varlıkları deve, davar ve deve sırtında taşınan ev eşyalarıydı.Yetiştirdikleri keçilerin sütünden tereyağı ve peynir yaparlar,yünlerinden de kıyafet örerlerdi. Yörük kültürünün son temsilcileri geleneksel hayatlarına devam ediyorlardı.
Göçün ilk akşamında yıldızlar gökyüzünde ışıldıyordu. Geceleri evrenin sonsuzluğuna binlerce yıldızı seyrederek tanıklık ediyorlardı.Gece gökyüzünü inceleyip hava tahmini ile bir gün sonra göçlerine devam edebileceklerine karar verip,çadırlarına çekildiler.Herkes derin bir uykuya daldı.
Ertesi gün yayla yollarında ;farklı ağaç topluluğundan oluşan yemyeşil orman dokusunda, kır çiçeklerinden yayılan kokuların ve çayırlıkların içinden geçerek yürüyüşlerine devam ettiler.Günlerce yol alan,göç kervanı sonunda son hedefine ulaştı.Göç bitmişti artık, kışı geçirecekleri konaklama yerlerine varmışlardı.Çadırlarını kurmaya başladılar.Çadırların kapı kısmı güneye açılıyordu. Çadır girişinin sağına yatak eşyaları,karşısına yiyeceklerin saklandığı çuvallar dizilirdi.Çadırın girişin hemen solunda ocak bulunurdu.Geriye kalan tek yöne de çeşitli giyecek ve kıymetli eşyaların saklandığı ala çuvallar dizilirdi.Yer döşemesine keçeler serilirdi. Çadırlarını bu düzende itinayla hazırlardı yaylalılar.
Yörükler çadırlarını birbirinden uzak mesafelere kurarlardı. Bunu hayvanların birbirine karışmaması için yaparlardı. Ama yine de her sürü kendi çadırını bilir;akşam otlatıldıkları dağdan dönünce doğruca kendi çadırlarına giderdi.Yayla çiçekleri sarı sarı parıldıyor, çiçekler rüzgarla dans ederken çocuklar sevinçle zıplıyor,hopluyor,oynuyorlardı.Uzaklardan keklik şakımaları duyuluyor ve yaylada bir gün daha bitiyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder